dmrsuren.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Hidroklorik Asit Nedir?Faydaları nelerdir?

Hidroklorik asit, halk arasında tuz ruhu olarak bilinen hidrojen ve klor elementlerinden oluşmuş kimyasal bir bileşiktir. Normal basınç altında ve oda sıcaklığında gaz halinde bulunur. Günümüzde demir çelik sektöründen, PVC alanında, organik madde üretimi ve gıda sektörüne kadar tüm alanlarda kullanılır. Bu kolaylıkların yanında, hidroklorik asit aslında zehirli bir içeriğe sahiptir. İnsan vücudu dahil, pek çok yüzeyde hasara neden olur. Bu asitle işlem yapılırken çok dikkatli olunmalı ve gereken önlemler alınmalıdır. Hem toksik etkisi, hem de tahriş edici etkisi vardır. Ciltte yanıklara, solunum sisteminde tahrişlere neden olur. Hidroklorik asit elde etmek için, önce hidrojen gazı elde edilmelidir. Hidrojen klorür normalde 110 derecede kaynar, -27 ile 32 derecede erir.

Hidroklorik asidin kimyasal özellikleri

Hidroklorik asit HCI formülüyle gösterilen, bir klor atomu ve bir hidrojen atomundan oluşan bir bileşiktir. Bu bileşik oda sıcaklığındaki bir litre suda, ortalama 450 litre kadar yüksek oranda çözünmektedir. Diğer asitler gibi asit rengi denen bir renk verir. Amonyak ve sodyum karbonat gibi bazlara etkisi fazladır. Hidroklorik asit suyun içine damlatılırsa H+ iyonu verir. Demir, çinko, alüminyum, magnezyum gibi metallere etki ettiğinden hidrojen açığa çıkarır. Bakırla beraber havanın oksijeniyle tepkimeye girse de, burada hidrojen açığa çıkmaz. Hidroklorik asidin pas gideren etkisi de bulunmaktadır. Karbonatlar bu bileşikle tepkimeye girdiğinde, karbondioksit açığa çıkmaktadır. Organik bileşiklerle etkileşim kurduğunda, klorlu ürünler elde edilebilir.

Hidroklorik asit kullanım alanları

Bu bileşik farklı alanlarda kullanılan inorganik asittir. Kullanıldığı alana göre asidin derişimi farklılık gösterir. Çeliğin dekapajı, inorganik maddelerin üretimi, organik bileşikler oluşturma, pH dengesinin sağlanması gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Sanayide petrol, reçine rejenerasyonu, kağıt, ilaç, boya, kimya, tekstil, metal klorürü üretimi gibi alanlarda kullanılmaktadır.

Çeliğin dekapajı: Hidroklorik asit çeliğin temizlenmesi için yapılan dekapaj işleminde sıkça kullanılmaktadır. Önce demirin üzerindeki pas % 18 derişimli hidroklorik asitle alınır. Daha sonra dekapaj işlemi gerçekleştirilir.

Organik bileşikler elde etmek: PVC maddesi için üretilen Vinil klorit gibi organik madde üretiminde hidroklorik asit kullanılmaktadır. Bu alanda aktif karbon, askornik asit, bisfenol A, polikarbonatlar gibi organik bileşikler elde edilebilir. Hidroklorik asitten elde edilen fosgen 1. Dünya Savaşında kimyasal silah olarak kullanılan bir organik maddedir.

İnorganik bileşiklerin üretilmesi: İnorganik bileşiklerin çoğunluğu asit baz tepkimesiyle üretilmektedir. Bunların içindeki asitlerden olan hidroklorik asit oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Demir klorür gibi maddeler bu etkiyle sudan ayrıştırılır, su arıtma tesislerindeki pis suların temizliği sağlanır. Bunun yanında akü, pil gibi malzemelerin üretiminde hidroklorik asit kullanılmaktadır.

pH kontrolünün sağlanması: Herhangi bir solüsyon içindeki bazik değerin düşürülmesi için hidroklorik asit kullanılmaktadır. Bununla solüsyondaki asit baz değerleri değiştirilebilmektedir. Havuz suyu, içme suyu, gıda ve ilaçlarda pH değerleri bu şekilde kontrol edilmektedir.

İyon alışverişinin yenilenmesi: İyon alışverişinin denetlenmesinde ve yenilenmesinde yüksek kaliteli hidroklorik asit kullanılmaktadır. Reçine gibi maddelerin üzerinde bu şekilde oynanabilir.

Diğer kullanım alanları: Kimya sektöründe en önemli maddelerden olan hidroklorik asit, sanayi dallarının pek çoğunda kullanılan bir malzemedir. Ev temizliğinde, dericilikte, inşaat sektöründe de kullanılmaktadır. Kayaların içine enjekte edilen hidroklorik asitle, petrol araştırmaları yapılmaktadır. Gıda sektöründe de katkı maddesi yapımında kullanılır.

dmrsuren.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Sodyum Metabisülfit Teknik Kalite Kimyasal özellikleri nelerdir?

Sodyum Metabisülfit-Teknik Kalite

Ürünün kimyasal özellikleri ve sağlaması gereken değerler
Kimyasal Formül: Na2S2O5 Fiziksel Form: Beyaz Kristal
Sodyum Metabisülfit (Na2S2O5): min. 96 % Sülfür Dioksit (SO2): min. 64,6 %
Sodyum Sülfit (Na2SO3): max. 1,5 % Sodyum Tiosülfat (Na2S2O3): max. 0,02 % Sodyum Sülfat (Na2SO4): max. 2 %
Demir (Fe): max. 10 ppm
Kurşun (Pb): max. 0,5 ppm Selenyum (Se):max. 0,5 ppm Arsenik (As):max. 0,5 ppm Civa (Hg): max. 0,1 ppm Klorür (Cl): max. 0,02 %
Suda Çözünmeyen Madde: Yok

pH (10 % Sulu Çözelti): 4.0 – 5.5 Ambalaj : 1000 kg bigbag
Yukardaki değerlere göre kontrol edilecek değerler;
– Aktif madde yüzdesi en az % 96 olacak.

Ambalaj olarak 1.000 kg’lık bigbag kullanılacak. Net ağırlık en az 1.000 kg olacak.

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Sodyum Metabisülfit Kullanım Alanları

Sodyum Metabisülfitin Kullanıldığı Yerler:

Sodyum Metabisülfitkullanan sektörlerden bazıları şunlardır ;
• Tekstil yardımcı kimyasal olarak sodyum metabisulfit kullanılır.
• Temizlik malzemeleri imalatında kullanımı vardır.
• Gıda sektöründe yiyeceklerin korunması amaçlı olarak (E223) sodyum metabisulfit kullanılır.
• Şarap ve bira yapımında sodyum metabisulfit kullanılır.
• Şekerleme üretiminde sodyum metabisulfit kullanılır.
• Yüzme havuzlarında PH düşürücü olarak sodyum metabisulfit kullanılır.
• Arıtmalarda kromun indergemesinde sodyum metabisulfit kullanılır.
• Boya kimyasalları sektöründe sodyum metabisülfit kullanılır.

dmrsuren.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Gıda Koruyucusu:Sodyum Metabisülfit

Sodyum metabisülfit; gıda ürünlerinde esmerleşmeyi önleyici ajan, antioksidant, un işleme ajanı veya koruyucu olarak kullanılmaktadır. Yaygın olarak su arıtma, tabaklama, tekstil, fotokimyasal, gıda ve içecek ile pulp işleme endüstrilerinde kullanılan sodyum metabisülfit; ticari olarak teknik, gıda ve fotoğrafik türlere sahiptir.

          Disodyum tuzu olarakta bilinen sodyum metabisülfitin kimyasal formülü; Na2S2O5’tir. Sterilize edici ajan, antioksidant ve koruyucu gibi fonksiyonlara sahip olan sodyum metabisülfit; su ile karıştırıldığında kükürt dioksit açığa çıkarmakta, kötü bir kokuya sahip olan bu gaz, bazı insanlarda solunum zorluğuna yol açmaktadır.  Gıda katkı maddesi olarak kullanıldığında alerjik reaksiyonlara, özellikle deri tahrişi, gastrik tahriş ve astıma yol açmakta, tüketiciler tarafından tüketilmemesi tavsiye edilmektedir.Bu nedenlerden dolayı son zamanlarda kullanımı azalmış olan sodyum metabisülfit; ekipmanların kokusuz bir şekilde sterilize edilmesi ve gösterdiği etkinlikten dolayı hidrojen peroksit kullanımı daha yaygınlaşmıştır.

          Ayrıca sodyum metabisülfit; endüstriyel olarak suların arıtılmasında kullanılan fazla klorun uzaklaştırılmasında kullanılmakta; kimya ve eczacılık endüstrisinde aldehit ve ketonları saflaştırma ve izole etme amaçlı indirgen olarak kullanılmakta; yün, jute ve diğer bitkisel fiberlerin temizlenmesi ve ağartılmasında kullanılmaktadır.

          Fotoğrafik türü ise, film banyolarının asitlendirilmesinde kullanılmaktadır. Gıda türü; deniz ürünlerinde anti-melonosis (pigmentlerden kaynaklanan kararmayı önleyici) katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.  Asitlerle temas etmesi halinde SO2 açığa çıkaran sodyum metabisülfit; göz ile temasında, yutulduğunda ciddi tehlikeye yol açmakta, yüksek konsantrasyonlarda bulunduğu hallerde, güçlü kimyasal oksijen tüketimine yol açmaktadır.

          Nitrit, nitrat ve güçlü okside edici ajanlarla temastan kaçınılmalı, kullanımı sırasında ilgili güvenlik önlemleri göz önünde bulundurulmalıdır. Depolama ve kullanımı sırasında, iyi hijyen uygulamaları yürütülmelidir. Kükürt, sülfitler ve sülfatlar doğal olarak bulunmaktadır. Kükürt dioksit ise, kükürdün yakılması ile elde edilmektedir. Kükürt dioksitin, tuz formunda kullanımının teknolojik açıdan daha uygun olduğu belirtilmektedir. Kükürt tuzları, kolaylıkla kükürt okside dönüşebilmekte, ancak gıdaların işlenmeleri sırasında sülfitler, gıda bileşenleri ile kolayca reaksiyona girdikleri, buharlaştıkları veya sülfatlara okside olduklarından bu teorik verimlere tam olarak ulaşılamamaktadır.  Kükürt dioksit, gıdalarda sülfit, bisülfit, metabisülfit olarak bir karışım halinde bulunmakla beraber ortamın pH’sına göre bunlardan biri ortamda daha fazla bulunmaktadır.

          Sülfitler içinde en fazla antimikrobiyel etkiyi gösteren formun sülfüroz asidi olduğu belirlenmiştir. Sülfüroz asidin gelişmeyi durdurucu veya öldürücü etkileri asit iyonize olmamış formda iken daha fazladır. Bakteriler, kükürt diokside karşı maya ve küflerden daha duyarlıdır.

          Sülfüroz asidi, düşük pH’larda her üç mikroorganizma grubuna karşın etkin olabilmektedir. Sülfitlerin gıda bileşenleri ile birleşmeleri, antimikrobiyel aktivitelerin azalmasına veya tamamen yok olmasına neden olmaktadır. Kükürt dioksit ve tuzlarının antimikrobiyel aktiviteleri meyvelerde ve asitli içeceklerdeki asetik asit ve laktik asit üreten bakteriler, fermentasyon yapan ve bozulma yapan mayalar ve meyve küfleri gibi üç mikroorganizma üzerinde gözlenebilmektedir.

          Genelde kükürt dioksit ve sülfit, bisülfit ve metabisülfitin sodyum ve potasyum tuzları tiaminin (B1 vitamini) bozulmasına neden olduğundan, taimin kaynağı olan ürünler dışında kullanılmaları önerilmektedir.Kükürt dioksit; mikroorganizmalrın üzerine hücredeki bazı enzimlerin, özellikle oksidasyon enzimlerinin inaktive edilmesi ve ayrıca ortam pH değerinin düşürülmesi yolula etkilemektedir.

          Diğer taraftan kükürt dioksit aynı zamanda antioksidan özelliğe de sahip bir madde, yani bir oksijen akseptörüdür. Ayrıca SO2, şekerlerin aldehit grupları ile reakasiyona girerek onların aminoasitlerle birleşme olanağını ortadan kaldırarak, “maillard” tipi esmerleşme reaksiyonlarını da önlemektedir.

          Ayrıca askorbik asidin parçalanması da SO2 ile önlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Kükürt dioksit, birçok meyve ürününde geçici bir koruyucu madde olarakta kullanılmaktadır. Hammadde veya yarı mamule ilave edilen kükürt dioksit; daha sonra ürünün işlenmesi sırasında ısı veya vakum etkisiyle uzaklaştırılmakta ve böylece son üründe yasa ve tüzüklerin izin verilen düzeyinde kalmaktadır. Sülfüroz asit; içecek endüstrisinde dezenfeksiyon maddesi olarakta kullanılmakta, fakat çok koroziftir.

dmrsuren.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Güneş yanıklığı zararları ve verim kaybı

Güneş yanıklığı zararı; yüksek sıcaklık, ışık ve radyasyon gibi çevresel etmenler sonucu mey-dana gelen, bunun sonucu olarak da meyve – sebze üretiminde verim ve kalite kayıplarına neden olan fizyolo- jik bir bozukluktur. Günümüz modern meyve yetiştiriciliğinde, meyve çeşidi ve yerel iklim koşullarına bağlı ola- rak, dünya genelinde her yıl %10 – % 50’lere varan ürün kaybı yaşanmakta- dır. Zararlanma sonucu, sebzelerde ve meyvelerde yanıklıklar ya da renk de- ğişimleri gözlenmektedir. Bunun sonucu olarak da, meyve kalitesinde gö- rülen bozukluklar nedeniyle, ürünlerin albenisi azalmakta, pazar değerinin düşmesi nedeniyle de büyük ekonomik zararlara sebep olmaktadır.

Litaratürde sunburn (güneş yanıklığı) olarak tanımlanan hasar sonucu, kütikü- la tabakası ve hücre duvarları incelmek- te, epidermal ve hipodermal hücrelerde sitoplazma zararı görülmektedir. Zarara neden olan 2 ana faktör, meyve üretim alanlarında yaşanan yüksek sıcaklık ve solar radyasyon sonucunda görülen oksidatif strestir.

Oksidatif Stres Nedir?

Oksidatif stres, hücrelere zarar veren ya da hücreleri öldüren reaktif oksijen türlerinin (ROS) ve kimyasal radikalle- rin, bitki hücrelerinde oluşması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Ozon, bu stresin en önemli etkenlerinden biridir. Atmosferin üst katmanlarında bulunan ozon, dünyamızı UV ışınlarının etkisin- den koruduğu için yararlı olsa da yer-yüzünün hemen üst katmanlarındaki ozon (son derece reaktif olduğundan) canlılar için oldukça zararlıdır. Oksidatif strese neden olan çevre koşulları arasın- da; kuraklık, sıcak, don ve UV radyasyon ile fotoinhibisyonu artıran yoğun ışık en başta gelmektedir.

Yüksek Sıcaklığa ve UV Radyasyona Maruz Kalan Bitki Dokularında Gerçekleşen Tepkimeler

Ortam sıcaklığı ve ultraviyole radyas- yon sonucu, bitki dokularında reaktif oksijen türleri (ROS) ve kimyasal radi- kaller oluşur. Bu radikaller, oksidasyon yoluyla hücre zarını parçalar ve dolayı- sıyla hücre ölümü gerçekleşir. Bitkiler oksitadif strese karşı, hücre zarının parçalanmasını önleyen reaktif oksijen

türleri ve kimyasal radikalleri yok eden antioksidanları (stres önleyici bileşikleri) sentezlemek suretiyle tepki gösterirler.

Bitkilerde bulunan en önemli antiok- sidanlar; Alfa (α) – tocopherol (vitamin E), Askorbik asit (vitamin C), karotenoid- ler ve fenolik bileşiklerdir. Bu bileşiklerin arasında, alfa (α) – tocopherol en etkili doğal antioksidandır. 1 molekül alfa (α)

– tocopherol, 220 radikal molekülü etki- siz hale getirir.

Alfa (α) – tocopherol’un en önemli görevi, yüksek hava sıcaklığı gibi çevre- sel stres koşullarında bile hücre zarının fonksiyonlarını stabil halde tutmaktır. Bu süreçte alfa (α) – tocopherol, as- korbik asit ile birlikte ortaklaşa çalışır. Bununla birlikte, askorbik asidin bitki hücrelerinde genellikle yetersiz kon- santrasyonlarda bulunmasından dolayı, alfa (α) – tocopherol anti oksidatif savunma reaksiyonunda belirleyici faktördür.

Güneş Yanıklığı Zararı Nasıl Meydana Gelir?

Zararlanma genellikle hava sıcaklı- ğının etkisinden çok, solar radyasyon kaynaklı gelişir. Örnek verilecek olursa, güneşe maruz kalan meyve kabuğu üzerindeki maksimum sıcaklık, ölçülen hava sıcaklığından her zaman 10 – 18

°C daha fazla olacaktır (Schrader et al 2003a).

Genel kaide olarak, meyvelerde güneş yanıklığı zararı, ortam sıcaklığı 30 °C ve meyve kabuk yüzeyi sıcaklığı 45 °C’nin üzerinde olduğu koşullarda

şekilde görülen güneş yanıklığı zararıdır. Yoğun güneş ışığına maruz kalmış bölümlerde, sarı, kahverengi veya koyu bronz lekeler şeklinde meyve kabuğu yüzeyinde gerçekleşir. Diğer taraftan, yaprakların aksine birçok meyve türü, kabuk yüzeyinden transpirasyon yoluyla oldukça sınırlı serinletme becerisine sahiptir.

Yükseklere çıkıldıkça her 1000 met re rakım artışında, solar radyasyonda

% 10 – 12 artış gözlemlenmektedir. Bu nedenle, dağlık alanlar tehlikeye en açık bölgelerdir. Buna ek olarak, solar radyasyonun atmosfer nemi yoluyla absor- be edilmesinden dolayı, kuru havalarda zarar riski daha yüksektir.

Bazı durumlarda güneş yanıklığı zararı, soğuk hava depolarında bekletilme süresinin sonuna kadar belirgin

Meyvelerde Görülen Güneş Yanıklığı Tipleri

a-       Güneş Yanıklığı Nekrozu

Meyve kabuğu yüzeyinde yüksek sı- caklık artışı sonucu ortaya çıkar. Nekroz- lar genellikle, direk güneş ışığına maruz kalan meyve kabuk yüzeyi sıcaklığının 10 dakika süresince 52 °C ± 1 °C’ye çık- masıyla oluşan, tipik kahverengi veya siyah keskin köşeli alanlar şeklindedir.

b-       Foto – oksidatif Güneş Yanıklığı

Daha çok solar radyasyonun etkisiyle oluşan zararlanmalardır. Genellikle gü- neş ışığına maruz kalan bölgeler önce açık beyaz renklenme göstermektedir ki bu da o bölgedeki kabuk hücrelerinin öldüğünün göstergesidir. Oluşan leke- ler birkaç gün içerisinde yavaş yavaş kahverengileşip, daha sonra kararacak ve nekrotik lezyonlara dönüşecektir. Fe- licetti ve Schrader (2008) belirtmişlerdir ki, bu tip güneş yanıklığı zararı , mey- velerin doğrudan güneş ışığına maruz kalması sonucu solar radyasyonun etki- siyle gerçekleşmektedir.

c-       Kahverengi Güneş Yanıklığı

Özellikle elmalarda yaygın kendini göstererek, birkaç gün içerisin- de zarar belirginleşir. Hücrelerde ölüm görülmez, başlangıç zararı tamamen yüzeyseldir. Asıl zararlanma kendini so- ğuk hava deposunda gösterir.

Güneş Yanıklığı Zararından Korunma Yöntemleri

Dünyanın birçok meyve üretim böl- gesinde her yıl meyve bahçeleri, güneş yanıklığı riski altındadır. Riski azaltmak adına üreticiler çeşitli yöntemlere baş- vurmaktadırlar.Bu yöntemlerden bazı- larına aşağıda değinilmiştir.

Kültürel Yöntemler

a-       Güneş yanıklığı riskine karşı, daya- nıklı çeşitlerin kullanımı.

b-       Su stresini engelleme amaçlı sulama programlarının uygulanması.

c-       En uygun taç şeklinin oluşturulması.

d-       Şiddetli yaz budamalarından kaçı- nılması.

e-       Meyve bloklarının arasındaki hava sirkülasyonunun iyileştirilmesi.

  1. Gölgeleme Ağı Kullanımı

Gölgeleme ağlarının son yıllarda gü- neşin zararlı etkisinden korunma ama- cıyla kullanımı yaygınlaşmıştır. Solar radyasyonun etkisini, % 20 civarında azaltmaktadır. Ortam sıcaklığını azalt- mada etkili olduğu söylenemez.

  1. Sprinkler Sistemlerinin Kullanımı

Kullanım amacı, ağaç tacı üzerinden püskürtme ya da sisleme şeklinde sula- ma yapılarak, günün en sıcak saatlerin- de güneşin yakıcı etkisini azaltmaktır.

  1. Organik veya İnorganik İçerikli Maddelerin Kullanımı

Güneş yanıklığı zararını önlemek amacıyla, kültürel yöntemlerin yanısıra, organik veya inorganik maddelerin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bu maddeleri ve etki mekanizmalarını şu şekilde özet- lemek mümkündür:

a-       Kil mineralleri, kalsiyum karbonat çözeltileri gibi maddeler: Fiziksel bir bariyer oluşturarak, güneş ışığını yansıtma prensibi ile çalışmaktadırlar.

b-       Bazı mumsu maddeler: Güneş ışığını yansıtma ve solar radyasyonu azaltma prensibi ile çalışmaktadırlar.

c-       Bazı organik bileşikler: Güneş ışığını yansıtma ve su kaybını önleme prensibi ile çalışmaktadırlar.

dmrsuren.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

TAVUKÇULUKTA HİJYEN VE SAĞLIK ÖNLEMLERİ

Özellikle son yıllarda ülkemizde tavukçuluk büyük bir gelişme göstererek bir endüstri haline
gelmiştir. Buna paralel olarak bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunları en aza
indirebilmek için sağlık ve hijyen koşullarının sağlanması büyük önem arz etmektedir.
Tavukçulukta amaç hastalığın kümese girişini önlemek ve sağlıklı sürüler yetiştirmektir.
Hastalık çıktıktan sonra yapılan tedavi çıkan bir yangının söndürülmesine benzetilebilir. Özet
olarak alınması gereken önlemleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
– Öncelikle kümes yapılacak yerlerin diğer tavukçuluk işletmelerinden, yerleşim alanlarından
ve ana yollardan mümkün olduğu kadar uzak olmasına dikkat edilmelidir.
– Kümesler yabani hayvanların ve kuşların girişini engelleyecek şekilde planlanmalı ve
kümesler arasında yeterli mesafe bırakılmalıdır. Çiftliğin etrafı yabani hayvan ve insan
girişini engelleyecek şekilde çevrilmen’, giriş ve çıkışlar kontrol altında tutulmalıdır.
– Kümesler kolay yıkanıp temizlenebilir malzemelerden yapılmalı içine konulacak ekipmanda
buna uygun olarak seçilmelidir. Kümeslerin temizlisi ve dezenfeksiyonu kısaca şöyle
yapılmalıdır.
– Kümesteki hayvanlar boşaldığı zaman temizliğe altlığın çıkarılmasıyla başlanır. Altlığın
etrafa yayılmadan mümkün olduğu kadar kümeslerden uzak bir yerde atılması sağlanmalıdır.
Kümes içindeki ekipman da dışarıya çıkarılarak yıkanıp dezenfekte edildikten sonra güneş
altında kurumaya bırakılmalıdır.
– Kümes ve ekipmanların eksiklikleri ve arızaları da temizlik esnasında onarılmalıdır.
– Kümes deterjanlı, dezenfektan katılmış bol su ile yıkandıktan sonra geniş spektrumlu bir dezenfektanla dezenfekte edilmeli kuruyunca da badana yapılmalıdır.
– Daha önce temizlenmiş ve dezenfekte edilmiş ekipmanlar da içeriye alınıp, güvenilir bir
yerden alınmış temiz talaş serildikten sonra kapı ve pencereler sıkıca kapatılarak fumigasyon
tarzı dezenfeksiyon uygulanmalı ve kümesler bu şekilde kapalı olarak muhafaza edilmelidir.


Kümes hayvanlar gelmeden önce havalandırmalıdır.
– Hayvanlar gelmeden en az 24 saat önce kümesin bütün hazırlıkları ve ısı durumu
düzenlenmiş olmalıdır.
– Kümeslere konulacak civcivler güvenilir ve sağlıklı damızlık-çı işletmelerden temin
edilmeli, kümeslere aynı yaşdaki hayvanlar
konulmalıdır.
– Kümes girişlerine dezenfektan ve kireç konulmalı, bakıcıların bunlara basmadan girişleri
önlenmelidir.
– Mümkünse her kümesin bakıcısı ayrı olmalı, kümeslerde giymeleri için özel ayakkabı ve
elbise verilmeli, kümes kıyafetleri ile dışarıda dolaşmaları engellenmelidir.
– Kümeslere yabancı kişi ve ziyaretçilerin girmesine engel olunmalı, eğer veteriner hekim,
ziraat mühendisi gibi teknik elemanların kümese girmesi gerekiıorsa onlarında yukarıdaki
hijyen kurallarına uyması sağlanmalıdır.
– Ölen hayvanlar kümeslerden uzakta açılan derin çukurlara gö-mülmeli, üzerlerine sönmemiş
kireç dökülmeli, en doşrusu yakılarak imha edilmelidir.
– Herhangi bir hastalık şüphesi durumunda derhal bölgedeki veteriner hekimlere başvurulmalı, bilinçsizce ilaç kullanılmamalıdır.
– Yemler güvenilir yem fabrikalarından alınmalı, boşalan çuvallar ve eski viyoller tekrar
kullanılmamalıdır.
– Yeni alınan malzemeler dezenfekte edilmeden kümese sokulmamalıdır.
– Kümeslere normalden fazla hayvan konulmamalıdır. Aksi halde gagalama, tüy çekme ve
diğer stres problemlerinin ortaya çıkacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.
– Tavuklara verilecek su; temiz, renksiz, kokusuz, tortusuz, zararlı maddeler ve mikroplardan
arındırılmış olmalıdır. Sudaki bak-teriyal veya kimyasal kirlilik, bazı maddelerin fazlalığı,
büyümede yavaşlama, canlı ağırlık kayıbı, verim düşüklüğü, ishal ve ölümler halinde ortaya
çıkar. Bunu için işletmede kullanılan su sık sık, hiç değilse 6 ayda bir bakteriyolojik ve
kimyasal yönden incelettirilme-lidir.
– Kümeslerdeki suluklar gün aşın yıkanmalı, depolar altı ayda bir temizlenip dezenfekte
edilmelidir.
– Kümeslerde etkin bir şekilde fare vb. zararlılarla mücadele yapılmalıdır.- Tavukçulukta hastalıklardan korunmanın diğer bir yolu da aşılamadır. Aşılama programı
planlanırken bölgedeki veteriner hekime danışılmalı ve bu programa titizlikle uyulmalıdır.
– Aşılarla hastalıkların kontrolünde başarı, bazı temel faktörlere bağlıdır. Hastalıklardan
korunma amacıyla uygulanan aşılar, mutlaka sağlıklı sürülere ve uygun yaşlarda tatbik
edilmelidir. Aşılar sıcaklık ve güneş ışınlarından korunmalı, buzdolabında saklanmalıdır.
Günü geçmiş aşılar kullanılmamalı, her hayvanın normal dozda aşı olmasına özen
gösterilmelidir. Pek çok aşı zayıflatılmış hastalık etkenlerinden oluştuğu için aşılama işlemi
bittikten sonra bütün aşı şişeleri imha edilmelidir. Aşılamalar içme suyuna katılarak
uygulanıyorsa içme suyunun klor ve dezenfektan maddeler içermemesi gereklidir.

dmrsuren.com

Top