magnezyum oksit

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Magnezyum oksit kullanımının, büyük baş hayvanlarda etkileri

Hayvan yemi katkı maddesi olarak magnezyum oksitin T.C. Yem Yönetmeliği Yem Kaynakları mevzuatında makro mineral olarak yer almasına karşın, ülkemizde premiks ve karma yeme katkı maddesi olarak katılması hala tartışma konusudur, fakat başta Avrupa olmak üzere insan ve hayvan sağlığını ön planda tutan ülkeler, magnezyum oksitin karma hayvan yemlerine koyulması gereğini parlomentolarında çıkardıkları  yönetmeliklerle [THE FEEDING STUFF ( England ) REGULATIONS 2005] karara bağlamışlardır.

 Magnezyum oksitin, büyük baş hayvanlarda belli başlı etkileri aşağıdaki gibidir;

 1 – Vücuttaki enzim sistemlerinin yapısını (kofaktör kısmını) oluşturan en önemli maddesidir, enzimlerin aktivasyonunda önemli rol oynar, kemik yapısı teşekkülü ve kas kontraksiyonlarında temel görevleri vardır. DNA nın iskeletini oluşturur*.

 2 – Çayır tetanisi, Mg noksanlığında, ilkbaharda meralarda beslenen sığırlarda ortaya çıkar. Rasyona Mg ilavesiyle önlenir*.

 3 –   Magnezyumun hayvanlar üzerinde rahatlatıcı ( Relaxing ) etkisi vardır. Magnezyum eksikliği, aşırı duyarlılık,     sinirlilik, yerinde durmama, kas seyirmeleri, diş gıcırdatma ve salya akıntısı ile belirginleşir*.

 4 –  Süt ve döl veriminde % 20 ‘ye varan artış,

 5 –  Mide ve bağırsağın düzgün çalışması,

 6 –  Kemik ve dişlerin yapısının güçlenmesi,

 7 –  Tırnak kırılmalarının önlenmesi,

 8 –  Et renginin aşırı kırmızılıktan normal pembeliğe dönüşmesi,

 9 –  Parazit hastalıklarına karşı savunmayı arttırması,

10 – Büyük baş hayvanın et veriminde artış,

11 – Kilo kaybını önleme gibi daha bir çok olumlu etkisi vardır.

12 – Hastalıklara karşı direnci arttırır**.

13 – Bağışıklık sistemini güçlendirir**.

14 – Kan dokusunun kendini yenilemesini sağlar**.

15 – Dolaşım sistemini güçlendirir**.

 

 

Magnezyum oksitin, kanatlı hayvanlarda belli başlı etkileri ise;

 

1 – Kemik yapısını güçlendirdiği için kanat ve ayak kırılmalarını minimuma indirmesi,

2 – Taşlığın daha rahat çalışmasını sağlaması,

3 – Büyümeyi hızlandırma,

4 – Tüylerin parlaklığının artaması,

5 – Yumurtanın sarısında renk farklılığı oluşması,

6 -Yumurtanın kabuğunun tahammül süresinin uzaması ve kabuğunun kalınlığının artması gibi etkileri mevcuttur.

7 – Yumurtanın besin değerini arttırır**.

8 – Kas yapısını güçlendirir**.

Magnezyum oksitin hayvanlarda strese bağlı rahatsızlıklara, kas kasılma sorunlarına, gıda eksikliğinden ileri gelen Deficiency rahatsızlığının da tedavisinde de kullanıldığı yine bu yönetmelikle kanıtlanmıştır.

 

Finlandiya’nın Helsinki Üniversitesinde yapılan çalışmalar [University of Helsinki, Dept.of Animal Science, Publications] göstermiştir ki, 600 kg ağırlığındaki bir büyük baş hayvan bünyesinde 240 g Manyezit barındırmalıdır. Manyezitin % 70 oranında kemiklerde depolandığı, enzimlerin doğru çalışmasında, hayvanın sinir sisteminde çok önemli role sahip olduğu ve büyük baş hayvanın Mg dengesini koruyabilmesi için günde en az 1,8 gr MgO alması gereği de yine bu yayınla avrupada kabul görmüştür.

 

Magnezyum oksitin karma yem üretiminde tozlanmayı minimuma düşürdüğü gibi, yem üzerinde parlaklıkda oluşturmaktadır.

 

Hayvanların manyezit ihtiyaçlarını sadece magnezyum oksitden sağlayabileceklerinide THE FEEDING STUFF (ENGLAND) REGULATIONS 2005 kararlaştırmıştır.

 

MAGNEZYUM


Magnezyum, yeryüzü üzerindeki canlıların gelişimi ve sağlıklarını sürdürebilmeleri için gerekli temel bir elementtir. Magnezyum kemik şekillenmesinde önemli olup, kalsiyum ve fosfor ile yakın ilişkisi olan temel bir mineraldir. Hayvan vücudunda toplam ağırlığın ortalama %0,05’i kadar bulunmaktadır. Vücuttaki magnezyum ortalama %70’i iskelette, başta karaciğer ve kaslar olmak üzere %29’u yumuşak dokularda ve %1’i ise vücut sıvılarında bulunur. 


Magnezyum kaynağı:


Yem maddeleri magnezyum açısından çoğu zaman yetersiz kaldığından, hayvanlardan yüksek performans ve verim elde edebilmek için, yemlere magnezyum oksit takviyesi yapılması önemlidir. 


Magnezyum Fizyolojik Fonksiyonları ve Metabolizması :


Magnezyum, vücutta çok önemli fizyolojik fonksiyonlara sahiptir. Magnezyum, kemik ve dişlerin bütünlüğünün sağlanmasında önem taşımaktadır. Ayrıca karbonhidrat metabolizması ile ilişki olarak enzim sisteminin aktivasyonunda, mineral ve elektrolit dengenin sağlanmasında önemli etkisi vardır.

Magnezyum, tiamin pirofosfatın kofaktör olduğu bazı enzim sistemlerinin aktif bir unsurudur. Pirüvik asit karboksilaz, pirüvik asit oksidazı aktive eder. ATP (Adenozin trifosfat), ADP (Adenozin monofosfat) ile komplex oluşturur. Magnezyum; kas kontraksiyonlarında, protein, nükleik asit, yağ ve koenzim sentezinde, selüloz sindiriminde, glikozun vücutta değerlendirilmesinde, metil grubu transferinde, sülfat, asetat ve format aktivasyonunda, oksidatif fosforilasyonda, oksidatif fosforilasyonda, asit-baz dengesinin korunmasında ve pek çok fizyolojik olayda önem taşır. Magnezyum büyük bir çoğunluğu kemiklerde depo edilir.

Tüketilen magnezyum ortalama, %30-50’si ince bağırsaktan emilir. Hayvan yaşlandıkça magnezyum emilimi azalır. Ruminantlarda rumenden oldukça fazla miktarda magnezyum emilebilir. Kalsiyum, fosfat, okzalik asit, fitat (tahıllarda) ve uzun zincirli doymuş yağ asitlerinin yüksek düzeyde tüketimi, magnezyum emilmesini olumsuz etkiler. Toprağın fazla miktarda potasyumlu ve azotlu gübreler ile gübrelenmesi yem bitkilerinde bulunan magnezyumun yararlanma derecesini düşürür. Magnezyum emilimini; protein, laktoz, vitamin D, büyüme hormonu ve antibiyotikler arttırır. Hayvan matobolizmasında magnezyumun vücuttan atılımı idrar ve dışkı yoluyla olmaktadır. (***)

 

Magnezyum Gereksinimi


Hayvanlarda magnezyum gereksinimi; türe, verim yönüne, verilen magnezyum elementinin kimyasal formuna ve rasyonun yapısına bağlıdır. Rasyondaki pek çok faktörler, magnezyum emilimini ve dolayısıyla magnezyum gereksimini etkiler. Magnezyum gereksinimini etkileyen rasyona ait faktörler, K,N,Ca,P,Al,Fe,Na, protein, yağ, organik asitler, karbonhidrat çeşidi, iyonoforlar, magnezyum düzeyi, yemleme sıklığı olabilir. Azot ve potasyumlu gübrelerin kullandığı meralarda otlayan yüksek verimli süt ineklerinde magnezyumun yararlanılabilirliği azalır.


Laktasyon dönemindeki ineklerin rasyonlarında kuru maddede %0,18-0,20 düzeyinde magnezyum bulunması yeterli olmaktadır. Körpe ot tüketen hayvanlarda ve yüksek süt verimine sahip ineklerde bu oran %0,25-0,30’a çıkartılmalıdır. Çayır tetanisini önlemek amacıyla ineğin verim düzeyine ve rasyonun bileşimine bağlı olarak günde 6-20 g magnezyum ilavesi gereklidir.


Gebe sığırların rasyonlarında kuru madede %0.16 magnezyum yeterlidir. Süt emen buzağıların her 1 kiloğram canlı ağırlık için duydukları magnezyum ihtiyacı günlük 12-16 mg kadardır. Laktasyon dönemindeki ineklerde yaşama payı olarak toplam magnezyum ihtiyacı günde 12-14 kadardır ve buna her kiloğram süt için 0,6 ilave edilir.


Besi sığırlarının magnezyum gereksinimi; günde 20-30 mg/kg canlı olmaktadır. Ayrıca besi sığırlarını çayır tetanisinden korumak için de MgO takviyesi gereklidir.


Kuzularda, gebeliğin son dönemindeki koyunlarda ve laktasyondaki koyunlarda, magnezyum ihtiyacı;
sırasıyla rasyon kuru maddesinde %0,12; 0,15 ve 0,18’dir. Laktasyondaki koyunlar azot ve potasyum bakımından zengin meralarda otlatılıyorsa veya rasyondaki yem maddeleri azot ve potasyumlu gübrelerin kullanıldığı topraklarda yetişen ürünlerden oluşmuş ise, rasyondaki minimum magnezyum düzeyi kuru maddede %0,20 olmalıdır. Koyunları çayır tetanisinden korumak amacıyla MgO takviyesi gereklidir. 

 

Magnezyum yetersizliği:


Hayvanların özellikle streste bulunduğu ortamlarda, yağ ve/veya kalsiyum fazla düzeyde tüketilmesi gibi rasyona ait dengesizlik, magnezyum yetersizliğini arttırır.


Magnezyum eksikliği; sadece sütle ya da düşük magnezyum kapsayan rasyonlarla beslenen genç hayvanlarda oluşur. Erişkinlerde ise magnezyum yetersizliği sonucu çayır tetanisi görülür. Kan serumunda ortalama 2,5 mg/100ml magnezyum bulunup, bu düzey 0,5 mg/100ml’ye düşerse hipomagnezemik tetani (laktasyon, çayır tetanisi) adı verilen metabolik bir hastalık sığır ve koyunlarda şekillenebilir. Böyle hayvanlarda iştah azalır, canlı ağırlık azalır, verim düşer ve aşırı bir hassasiyet oluşur. Bu arada solunum ve salivasyon artar, tetani ve konvülsiyonlar tetani ve konvülsiyonlar oluşur. Çayır tetanisi, yemin mineral bileşimi, toprak özellikleri, toprağa gübre uygulamaları, mevsim, sıcaklık, hayvan türü, ırk ve yaşından etkilenen metabolik bir hastalıktır.
İlkbaharda doğum yapan ineklerde, buzağılamadan sonraki birkaç hafta içerisinde, çayır tetanisi oluşma ihtimali daha fazladır. Hayvanlarda yaş ilerledikçe iskelet magnezyumunu mobilize etme yeteneğinin azalmasından dolayı daha yaşlı hayvanlarda çayır tetanisine karşı duyarlılık artmaktadır. Örneğin süt emen buzağılarda magnezyumun yararlanılabilirliği %70 kadarken daha sonra %30-50’ye kadar düşmektedir. Dişi hayvanlar, çayır tetanisine karşı daha duyarlıdır. Özellikle buzağılarına bakan ve süt verme döneminde olan inekler, daha duyarlıdır. Gebe hayvanlarda bu durumdan dolayı, bazen ölüm görülebilir. Azot ya da potasyumlu gübrelerin kullanıldığı topraklarda bile yetişen körpe otların fazla tüketilmesi, çayır tetanisinin en önemli nedenlerindendir. Böyle meralardan elde edilen kaba yemlerde yüksek düzeyde bulunan azot ve potasyum, magnezyum bağırsaktan emilimini olumsuz yolda etkiler. Aynı şekilde rasyona, yüksek düzeyde kalsiyum, fosfor ve aliminyum ilavesi de magnezyum emiliminin azalmasına yol açar.

 

Rasyondaki ani değişiklikler veya rasyonun yetersiz magnezyum eksikliğine bağlı değişikliklerin oluşmasına, yani hayvan sağlığının bozulmasına, metabolizmasının olumsuz yönde etkilemesine, özellikle süt verimi ve canlı ağırlığın düşmesine yol açar. Bundan dolayı da sığır ve koyun yemlerine MgO takviyesi yukarıda da belirtilen nedenlerden ötürü kesinlikle gereklidir. (***)

Türkiye genelinde hayvanlarda görülen MgO eksikliğine bağlı hastalıkların giderilmesinde karma yemlerde ton başına 7 kg Magnezyum Oksit kullanımı kesinlikle gereklidir.

 

Magnezyum Oksitin Karma Yemde Kullanımı:

Büyük baş hayvanlar için hazırlanan 1 ton karma yeme 8 – 10 kg arası Magnezyum Oksit katılmalıdır. 

Aşağıdaki resimde bir büyük baş hayvanın Mg döngüsü gösterilmektedir.

 

Bizde firmamız olarak bütün Dünyadaki gelişmeleri yakından izleyerek insan sağlığını en ön planda tutarak ürettiğimiz Dünya standartındaki mamüllerimizle, müşterilerimizin memnuniyeti için gerek yurtiçinde gerek yurtdışında olanca gücümüzle çalışıyoruz.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ali perkins ali perkins Yorum yapılmamış

Magnezyum Oksit nedir? Nerelerde kullanılır?

Görünümü : Beyaz Toz

Kimyasal Adı : Magnesium Oxide

Kimyasal Formülü : MgO

Ambalaj Şekli : 25 Kg. Çuvallarda

Tanımı ve Kullanım Alanları : 

Magnezyum oksit, beyaz renkli ve kristal şeklinde olur. Magnezyum oksitin kimyasal formülü ise MgO’dur. Bu madde magnezya olarak da bilinir. Magnezyum oksit in en büyük niteliği ise ateşe dayanıklı olmasıdır. Yüksek ısıya oldukça dayanıklı olan bu madde çok geniş alanlarda kullanılır. Saf ve doğal olan magnezyum oksit gölden elde edilir. Hammadde olarak kullanılan magnezyum oksit üretimin artırılması için de kullanılmaya başlanmıştır.

Kimyasal formülü MgO magnezya olarakta bilinmektedir.Bu beyaz, kristalize yapıdaki kimyasalın en önemli özelliği ise yüksek ısıya karşı oldukça dayanıklı bir maddedir. Magnezyum oksit bu niteliği bakımından her alanda sık kullanılır. Hem saf hemde doğal olan bu madde göl suyundan elde edilir.

Oldukça şiddetli bir şekilde yanan bu madde oksit tozunu ortaya çıkarır. Bu işlemi uyguladıktan sonra yüksek ışı ile ısı ortaya çıkarır. Magnezyum hidroksit maddesi yada magnezyum karbonatın​ kavrulması ile elde edilir. Magnezyum oksit sinterleme yöntemi ile manyezitten kalsinasyon sonucunda üretilir.

Kullanım Alanları

  • Fotoğrafçılık alanında: Magnezyum oksit bütün fotoğraf cihazlarının dış gövdesinde gövdeyi güçlendirmek için günümüzde çok fazlaca kullanılmaktadır.
  • Yapı: Magnezyum oksit sanayi alanında da oldukça etkili alanlarda kullanılan bir madde olduğuda bilinenler arasındadır. Örneğin magnezyum oksit yine magnezyum klorür ile birleştirilerek önemli elyafı ve cam sanayinde güçlendirici özellik olarak fazlaca kullanılmaktadır. Böylece dekorasyon ürünlerinin yapımında oldukça sık kullanılır.
  • Kimya alanında: Magnezyum oksit, kimya alanında grignard tepkimelerinde kullanılır.
  • Tıp alanında: Magnezyum oksit, tıp alanında müshil olarak hasta kişilere tedavi amaçlı ve bağırsak temizliği içinde​ oldukça sık kullanılan bir maddedir.
  • Ateşe oldukça dayanıklı olan magnezyum oksit, fırınların yapımında ve ateş tuğlası yapımında kullanılır.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Hayvanlarda Yetersiz Beslenme ve İz Element Eksiklikleri

Mineral maddelerin eksiklikleri metabolizma ve doku yapısı üzerinde belirgin etkilere sebep olmaktadır.
İz elementler mikro mineraller olarak bilinirler ve vücutta kan yapımına, hormonların yapısına, vitamin
sentezine, enzimlerin oluşumuna katılırlar, immun sistemin bütünlüğünde ve reprodüktif sistemin
düzenlenmesinde görevlidirler.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

İz elementlere bağlı olarak fonksiyonel hale geçen enzimler tüm
organizmada bulunurlar, iz element eksiklikleri ve dengesizliklerinin reprodüktif bozukluklara ve
immun yanıtın oluşmasında yetersizliklere yol açtığı bildirilmiştir. Dişi hayvanlarda özellikle
postpartum dönemde endometriumun yenilenme süreci ve süt verimi için gerekli olan iz element
desteğinin mutlaka uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Minerallerin fazla miktarlarından
kaçınılmalıdır; fazla verilen minerallerin de az verildiği şekilde olduğu gibi sorunlar yarattığı
unutulmamalıdır. Üreticiler bunun aksine fazla miktarların daha yararlı olacağını düşünmektedirler ve
sorun yarattığını çoğunlukla bilmemektedirler.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..
İz element eksiklikleri genellikle toprak yapısı ve yetiştirmenin yapıldığı bölgenin coğrafyasına bağlıdır.
Hayvanların tükettiği herhangi bir bitkideki belli bir mineralin miktarı o bitkinin yetiştiği toprağa,
topraktaki yoğunluğuna, bitkinin tipi ve gelişme dönemindeki çevresel faktörlere bağımlılık
göstermektedir. Diğer yandan hayvanların tek yönlü beslenmesi de mineral madde noksanlıklarına sebep
olabilir. Selenyum, kobalt, manganez, bakır ve iyot yetersizlikleri ülkemizin çeşitli bölgelerinde
önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..
İz elementler tek başlarına oldukları kadar birbirleriyle etkileşimlerine bağlı olarak da reprodüksiyon
üzerine etkilidirler. Bu etkilerini birbirlerini ve absorbsiyon mekanizmasını etkileyerek gösterirler. Bu
yüzden rasyonlara katılırlarken belli oranlarda bulunmaları gerekir.
Rasyonlardaki iz elementler genellikle inorganik tuz formu, sülfat formu, oksit formu ve klorit formu
olarak kullanılırlar. Organik formların yemden yararlanmayı, büyümeyi, reprodüksiyonu ve immun
yanıtı arttırdığı rapor edilmektedir. Bu etkileri, biyolojik yararlanımlarının inorganik formlarına göre
daha fazla olmalarından kaynaklanmaktadır. Bakır, çinko, manganez, demir, selenyum ve magnezyum
ilavesinin uterus enfeksiyonlarını, embriyonik ölümleri ve endometrial yaralanmaları azalttığı;
postpartum involusyonu ve gebe kornudaki tonusu arttırdığı saptanmıştır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

HASTALIĞIN ADI:
SELENYUM-VİTAMİN E eksikliği
Selenyum eksikliği, vitamin-E ile eksikliği ile beraber görülür. Oğlaklarda, buzağılarda ve kuzularda
muskuler distrofi`ye neden olan ve reprodüktif açıdan önemli bir iz elementtir. Bu iz element eksikliği
genelde rasyonlardaki miktarlarının azlığına bağlı olarak şekillenir; bunda en önemli faktör
yetiştiriciliğin yapıldığı coğrafyanın toprak yapısıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..
-BELİRTİLERİ:
E vitamini ve selenyum (Se) noksanlığı olup, bunların antioksidan etkilerindeki yetersizliğe bağlı
olarak ortaya çıkan serbest radikaller etiyolojide rol oynarlar. Beyaz kas hastalığı, dünyanın farklı
yerlerinde ekonomik kayıplara neden olan, kalp ve iskelet kaslarında hyalin dejenerasyonu ile
karakterize nutrisyonel bir hastalıktır. Kuzu, oğlak ve buzağılarda kilo kaybı, verim düşüklüğü
ve ölümlere neden olabilmektedir. Reprodüktif açıdan ele aldığımızda selenyum fötal ve embriyonik
gelişimde, süt veriminde, metritis ve ovaryum kistlerinin oluşumunda önemlidir.
-ÖNLEME:
E vitamini yağda çözünen önemli vitaminlerdendir. Biyolojik membranları stabilize eder ve serbest
radikallere bağlı şekillenen lipid peroksidasyonuna karşı vücudu korur. Yeşil taze otlaklar E vitamini için
en iyi kaynaktır, özellikle gebe hayvanlara yeşil ot ve hububat taneleri ile oluşturulmuş rasyonlardan
verilmelidir. Selenyum da hayvanlara uygun dozlarda mutlaka uygulanmalıdır. Ayrıca kuzulara
doymamış yağ asitlerini fazla miktarda içeren bozuk yemlerin verilmesinden kaçınılmalıdır.
-TANI:
Problem bölgeye has olup ani ya da yavaş seyirli bulgular görülebilir. Ani etkilerin olduğu
olgularda hayvanlar semptom göstermeden ölebilirler. Bazı buzağılarda ani başlayan körlük,
şiddetli solunum güçlüğü ve yan yatma görülebilir. Hayvanlar yardımla bile göğüs üzerine
doğrulamaz. Bulguların başlaması ile birlikte 6-12 saat içerisinde ölüm görülebilir. Yavaş
seyirli vakalarda hastalar göğüs kafesi üzerinde yatar vaziyettedirler. Ayağa kalkmak ister ama
düşerler. Kalkabilenlerde kas titremeleri ve zayıflık göze çarpar. Beden ısısı normaldir. Klinik
bulguların yanısıra, serum selenyum ve vitamin E miktar analizleri ile serum biyokimyası
parametrelerinden AST, CPK, LDH enzim aktivitelerine bakılarak hastalığın tanısı konur.
-TEDAVİ:
Selenyum ve Vitamin E kombinasyonları içeren oral ya da per oral preparatlar uygulamak sureti
ile hastalığın seyri olumlu şekilde düzeltilir. Rasyonda eksiklik yönünden takviye
sağlayabilecek iz element ve vitamin premikslerinden faydalanılır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..
-HASTALIĞIN ADI:
ÇİNKO-VİTAMİN A eksikliği
Çinko hücre bölünmesi aşamalarında genetik yapı içerisinde yer alarak gebeliğin anne tarafından
tanınmasında ve devamlılığında önemli rol alır.
A vitamini geviş getiren hayvanlarda esansiyel, yağda çözünen bir vitamindir. Hücre
replikasyonunda ve epitelyal bütünlük için gerekli bir vitamindir. Hücreler arasında sıkı bağlantılarda
önemli bir rol oynar. Vücutta bir antioksidan olarak görev yapar. Vitamin A metabolizmasına katılan
birçok enzim, çinkoya bağlı olarak düzenlenmektedir. Bu yüzden çinko eksikliği görülen hayvanlarda
dolaylı yoldan vitamin A eksikliğine bağlı olarak gelişmede gerilik görülür ve epitel korunma
mekanizması etkilenir.
-BELİRTİLERİ:
Vitamin A eksikliğinde yem tüketimindeki azalmaya bağlı olarak gelişen enerji dengesizliği fertilite
üzerinde negatif bir etki yaratır. Aynı zamanda selüler immunolojik mekanizmayı zayıflatarak
enfeksiyonlara karşı duyarlılığı arttırır. Çinko hayvanlarda normal büyüme ve sağlık açısından çok
önemli bir element olduğu için, noksanlığında çeşitli yavru anomalilerine (malformasyonlara) ve
çiftleşme fonksiyonlarında azalmalara yol açabilmektedir.
Çinkonun döllenmede olduğu kadar embriyonun rahime tutunmasında, embriyonik gelişimde ve gebelik
sürecinde çok önemli rolü olması sebebiyle, eksikliğinde embriyoda ölüm ve kalıtsal bozukluklar ortaya
çıkabilir. Ayrıca rahim kaslarındaki eksikliği östrojen yoğunluğunu etkileyerek doğumun gecikmesine
neden olabilmektedir. Görme bozuklukları, kilo kaybı, sinirsel ve dermatolojik sorunlar da görülebilecek
diğer bulgular arasındadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..
-ÖNLEME:
Çinko eksikliğinin görüldüğü bölgelerde hayvanların rasyonlarına mutlaka uygun oranlarda
çinko ve vitamin A ilavesi önemlidir. Sıfat dönemlerinden önce ağızdan ya da enjeksiyon tarzda
uygulamalar önerilir.
-TANI:
Herhangi bir enfeksiyon nedeni olmaksızın inatçılık gösteren başarısız gebelik ve doğum
süreçlerinin yanısıra, deri (kepeklenme, kıvrımlaşma, kalınlaşma vb.) ve tırnak problemlerinin
artması, kör yavru doğumları, koyunlarda testislerde şişme gibi bulgular söz konusu eksiklikleri
düşündürmelidir.
Klinik bulguların yanısıra, serum çinko ve vitamin A miktar analizleri ile Serum biyokimyası
parametrelerinden ALP enzim aktivitelerine bakılarak hastalığın tanısı konur.
-TEDAVİ:
Çinko ve Vitamin A desteği içeren oral ya da per oral preparasyonlardan uygulamak sureti ile
hastalığın seyri olumlu şekilde düzeltilir. Rasyonda eksiklik yönünden takviye sağlayabilecek
iz element ve vitamin premikslerinden faydalanılır.
-HASTALIĞIN ADI:
KOBALT-B12 VİTAMİNİ eksikliği
Kobalt kaynakları olduğu sürece rumendeki mikroorganizmaların B12 vitaminini sentezleyebilmeleri
nedeniyle gevişgetiren hayvanlar diğer hayvan türlerinden farklıdırlar. Ruminantlarda kobalt sınırlı oranda
depo edilebildiğinden, B12 vitamin eksikliği oluşmaması için hayvanların kobalt ihtiyacının sürekli olarak
karşılanması gereklidir. Diğer bir değişle hayvanlarda B12 vitamininin eksikliği, yetersiz kobalt alımına
bağlı olarak şekillenmektedir. Kobalt çayır ve topraktan alınır. Eksikliklerinde protein mekanizmasının
aksaması, sinir sistemi etkilenmeleri ve üreme problemleri baş gösterebilmektedir.
-BELİRTİLERİ:
Eksikliklerinde kan tablosunda anormallikler (anemi), deri ve kıllarda kabalaşma, dermatit,
koordinasyon bozuklukları, yavru atma, zayıf yavrulama, pika, iştahsızlık, kronik gelişme
gerilikleri gibi belirtiler görüldüğünde hastalıktan şüphelenilmelidir.
-ÖNLEME:
Topraktaki kobalt eksikliği yetişen bitkilerin de bu element yönünden eksikliğine yol
açmaktadır. Özellikle rasyona kobalt ilavesi B12 eksikliğine bağlı ortaya çıkabilecek sorunların
önlenmesinde önem arz eder.
-TANI:
Sebebi tanımlanamayan iştahsızlık, kilo kaybı, kaşeksi, mukozalarda solgunlukla karakterize
anemi, koyunlarda yün kalitesinin düşmesi, hastalığın son devrelerinde infertilite ve yoğun göz
yaşı akıntısı, ataksi gibi klinik bulguların yanısıra serum kobalt ve vitamin B12 miktar analizleri
ile hastalığın tanısı konur.
-TEDAVİ:
Rasyona düzenli olarak kobalt ilavesi ve hastalığın ani bulguları ortaya çıktığında Vitamin B12
desteği içeren oral ya da per oral preparatlardan faydalanmak sureti ile hastalığın seyri olumlu
şekilde düzeltilir. Rasyonda eksiklik yönünden takviye sağlayabilecek iz element ve vitamin
premikslerinden faydalanılır.
-HASTALIĞIN ADI:
BAKIR eksikliği
Bakır vücutta konnektif dokuların, kan ve enzim sistemlerinin bir elemanı olarak görev yapar. Bakır
dışarıdan alınmak zorundadır ve eksikliği bakırca fakir olan arazilerde yetiştirilen yemlere bağlıdır. Bu
element beyin, böbrek, kalp, kıl ve yapağıda yüksek konsantrasyonlarda bulunur. Bakır %90 oranında
seruloplazmine bağlı olarak kanda bulunurken %10 eritrositlerde bulunur. Demirle yakın ilişkisi olup
demirin hemoglobine dönüşmesinde, akyuvarların oluşmasında ve aktivitelerinde görevlidir.
-BELİRTİLERİ:
Bakır eksikliği kıl ve yapağı yapısında bozukluk, büyüme geriliği, anemi, diyare, eklem bozuklukları ve
fertilite bozukluklarına yol açar. Bu fertilite bozuklukları gebe kalma oranındaki düşmeler, erken
embriyonik ölümler ve retensiyo sekundinarum olgularıdır. Özellikle de embriyo gelişimi sırasında
santral sinir sisteminin gelişimi üzerine etkisi bulunmaktadır. Bilindiği üzere bakır yetersizliği görülen
bölgelerde doğan yavrularda neonatal ataksi olgularına rastlanılmaktadır. Genellikle hastalıkların ortaya
çıkışı ilkbahar ve yaz aylarına denk gelmektedir.
-ÖNLEME:
Bakır yetersizliği meradaki bakır noksanlığının yanı sıra arazideki kadmiyum, molibden, çinko, demir,
kurşun ve sülfür varlığına bağlı olarak rumende oluşan tiomolibdatların bakırdan yararlanmayı
azaltmasıyla da şekillenebilmektedir. Uzun vadede sorunun tekrarından kaçınmak için hayvanların yem
karışımına yeterli oranda bakır ilavesinin sağlanması önemlidir.
-TANI:
Hayvanların arka ayak kontrolünü kaybederek yere düşmeleri ve köpek oturuşuna benzer
oturmaları (ataksi) tanı için önemli bulgulardır. Bunların yanı sıra yürüme problemleri,
eklemlerde büyümeler, fleksor tendonlarda çekmeler nedeni ile tırnak uçlarına basarak yürüme
ve kuzularda kısmi felç tabloları hastalığın önemli klinik bulgularıdır. Kesin tanı serum bakır
değerlerinin belirlenmesi ile konulur.
-TEDAVİ:
Hastalığın erken bulgularının görüldüğü dönemde ticari preparatların kullanımı ile sorunun önüne
geçilebilir; ancak hastalık gözden kaçar ve ilerler ise özellikle sinir sistemi ve dolaşım sisteminde geri
dönüşümsüz hasarlara yol açabilir. Bakır eksikliği ve buna bağlı hastalıkların çıktığı bölgelerde acil
müdahale edilmesi gereken durumlarda ağızdan veya peroral verilebilen bakır içerikli ticari
preparatların kullanımı önerilir. Hastalığın büyük verim kayıplarına yol açtığı yerlerde bakırlı yalama
taşlarının sürekli bulundurulması, mera topraklarına bakır serpilmesi, gebelik sürecinin özellikle ikinci
yarısında bakır desteğinin sağlanması önemlidir.
-HASTALIĞIN ADI:
MANGANEZ eksikliği
Manganez birçok enzim sisteminin aktivasyonunda görevlidir. Kolesterin sentezi açısından önemlidir.
Böylelikle steroid hormonların salınma mekanizmasına katılırlar. Kolesterin sentezine katılarak
progesteron yapımını destekler ve bu yüzden gelişmiş korpus luteumda Mn düzeyi en üste çıkmaktadır.
Uterusun östrojen için hazırlanarak duyarlılaştırılmasında rol oynar. Manganez anadan yavruya plasenta
aracılığıyla iletilir ve kemik formasyonunda önemli olan kondroitin sülfat ve kemik matriksini oluşturan
mukopolisakkaritlerin yapısına katılarak organogenezis sırasında kemik formasyonunda rol alır.
-BELİRTİLERİ:
Eksikliğinde siklus düzensizlikleri, sakin östrus, ovaryum kistlerinde artışlar ve embriyo tutunma
oranlarında düşüşe neden olmaktadır. Bunun yanında yüksek abort oranlarının görülmesine de neden
olabilir. Kemiklerin gelişiminde de etkili olduğu için eksikliğinde yavrularda kemik deformasyonları
görülmektedir.
-ÖNLEME:
Manganez eksikliği pancar posasının ve mısır silajının fazla verilmesi sonucunda da ortaya çıkar.
Manganezin bitkilerden rezorpsiyonu toprağın pH değerleriyle doğrudan ilişkilidir. Toprağın pH
değerlerinin yüksek olduğu durumlarda Mn değerlerinde azalmalar oluşmaktadır. Hastalığın
görülmemesi için bahsedilen yemleme programlarının uygulandığı durumlarda mangan takviyelerinin
de göz ardı edilmemesine özen gösterilmelidir.
-TANI:
Mangan noksanlığının özellikle sığırlarda en önde gelen bulgusu infertilite ve aborttur. Bunların yanı
sıra doğum anomalileri, buzağı ve kuzularda gelişme gerilikleri, sırtta kamburluk, deride kuruma,
eklemlerde bükülme, kemiklerde kısalık, dişilerde nedeni belirlenemeyen kısırlık ve döl tutmama gibi
bulgular mangan eksikliğini düşündürmelidir. Kesin tanı serum mangan değerlerinin belirlenmesi ile
konulur.
-TEDAVİ:
Bakır eksikliği ve buna bağlı hastalıkların çıktığı bölgelerde acil müdahale edilmesi gereken durumlarda
ağızdan veya peroral verilebilen mangan içerikli ticari preparatların kullanımı önerilir. Mangan
desteklemesinde hayvanlara gereğinden fazla mangan verilmesi kobalt ve çinko emilimini olumsuz
yönde etkilediğinden farklı element eksikliklerine yol açmamak adına verilen doza dikkat etmek
gereklidir

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Kalsine Manyezit Nedir? Nerelerde Kullanılır ?

Manyezit; formülü MgCO3 olup, teorik olarak bileşiminde % 52.3 CO2, % 47.7 MgO ve çok az miktarda Fe2O3 bulunan, sertliği 3.4-4.5 arasında, özgül ağırlığı 2.9-3.1 olan mineraldir. Rengi beyaz, sarı veya gri ve kahverengi arasında değişir. Tabiatta Kriptokristalin (jel/amorf) ve Kristalen (iri kristalli) olmak üzere iki şekilde teşekkül eder. Sert ve kompleks bir mineral olup, serpantin veya benzeri kayaçların alterasyonu veya dolomitlerin kontakt metamorfizması sonucu teşekkül eder. Sedimanter oluşumlu manyezit yatakları da vardır. Kriptokristalen manyezit, genellikle saf olarak bulunmakla beraber, bir miktar demir, kireç, alümin ve pek az serbest silis karışmış olabilir. Cevherin kalitesi de içerdiği bileşiklerin miktarlarına göre artar yada azalır. Erzincan’da yaklaşık 30 m kalınlığa erişen zonda killi seviyeler manyezite eşlik etmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Kalsit ve dolomit’te olduğu gibi, manyezit ısıtılınca CO2 içeriğini kaybetmektedir (dekompoze olmaktadır). 700 ile 1000oC arasında ısıtılarak kostik kalsine manyezit, 1450-1750oC arasında yapılan ısıl işlemi ile % 0.5 CO2 ihtiva eden oldukça yoğun ve sert sinter manyezit, % 0.1’in altında Fe içeren saf manyezit elektrik fırınlarında 1700 oC’nin üstünde ısıl işleme tabi tutularak çakmaktaşına benzer yoğun bir madde olan ergitilmiş magnezyum oksit (fused magnesit) elde edilir. Fused manyezitin özgül ağırlığı 3.65 olup çok yüksek sıcaklıklara dayanabilmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Magnezyum, gerek metal olarak ve gerekse bileşik halinde bugünkü teknolojinin önemli bir hammaddesidir. En geniş magnezyum tüketimi, magnezyum bileşikleri şeklinde gerçekleşmektedir (MgO, MgCl2, Mg(OH)2, MgSO4 vb.). Bütün bunların başında toplam dünya tüketiminin % 80’ini kapsayan ve MAGNEZYA adı verilen MgO (Sinter Manyezit) bulunmaktadır. Zira MgO yüksek ergime noktası nedeni ile refrakter malzeme endüstrisinin en önemli girdisi durumundadır. İşte bu magnezyanın ve hatta diğer magnezya bileşiklerinin en önemli kaynağı MANYEZİT’tir. Manyezit bir magnezyum karbonat minerali olup tabiatta sıkrastlanan bileşiklerden birisidir. Manyezite tabiatta, kullanım alanlarının gereklerine uygun özelliklerde rastlamak oldukça zordur.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

1) Tarım endüstrisinde, ince tarım şeklinde hayvan yemine katılarak: iri taneliler gübre endüstrisinde kok oluşturmayan ince tozlar pastörize tossuzlaştırma malzemesi olarak.

2) İnşaat endüstrisinde; askı taban, izolasyon inşaat blokları ve hafif yapı elemanı olarak.

3) İlaç endüstrisi ve tıpta.

4) Genel kimya endüstrisinde; magnezyum bileşiklerinin üretimini başlangıç malzemesi olarak.

5) Lastik ve plastik endüstrisinde; stabilizatör madde vulkanizör madde olarak.

6) Kağıt endüstrisinde.

7) Otomotiv yağlama yağlarında; hızlı çalışan motorlar için etkin olarak asitlerin

nötrleştirilmesinde katkı maddesi olarak.

8) Uranyum cevherlerinden uranyum oksit eldesindeki karbonat devrelerinde absorbent ve katalizör olarak kullanılmaktadır.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

 

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Yemlerde Kullanılan Katkı Maddeleri Nelerdir?

Hayvansal üretimde ürünlerin miktarı, hijyenik kalitesi ve standartlara uygunluk yönünden iyileştirilebilmesi için, yem katkı maddelerinden yararlanılmaktadır.

Günümüzde tüketiciler insan sağlığı, gıda güvenliği ve çevrenin korunması gibi konularda oluşabilecek tehlikelere karşı eskisinden daha fazla duyarlılık göstermektedir.

Bu çerçevede, gübre kullanımı, biyoteknolojik katkı maddeleri ve tarım ürünleri, pestisit kalıntıları, veteriner ilaçları, kimyasal katkılar, genetik yapısı değiştirilen ürünler, işleme, muhafaza, taşıma ve depolama gibi konular üzerinde titizlikle durulmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Hayvansal üretimde, 1940’lı yıllarda antibiyotiklerin kullanımıyla başlayan katkı maddelerinden yararlanma, günümüze kadar artarak devam etmiş ve birçok yeni katkı maddesi üretilmiştir.

Son yıllarda hayvansal üretimde köklü değişiklikler olmuş; özellikle Avrupa Birliği (AB), yem endüstrisinde kullanılan katkı madmaddeleri konusunda hayvan, insan ve çevre etkileşimini dikkate alarak bazı değişiklikleri gündeme getirmiştir.

Hayvan genetiği konusundaki ilerlemelere karşın, yem kaynakları giderek azalmaktadır.

Tüm Dünya’da rasyonlardan hayvansal protein kaynaklarının çıkarılması eğilimi, antibiyotiklerin büyütme faktörü yem katkı maddesi olarak kullanımının yasaklanması, et ürünlerinde artan sağlık kuralları, hayvansal üretime yeni bir bakış açısını zorunlu hale getirmektedir.

İnsan tüketimine sunulan hayvansal gıdaların sağlıklı olması, hayvanların yedikleri yemle yakından ilişkilidir. AB’de insan ve hayvan sağlığını korumak amacıyla, gıda ve yem güvenliği üzerinde hassasiyetle durulmaktadır.

Güvenilir yem üretimi için Avrupa Yem Sanayicileri Federasyonu (FEFAC) ve AB komisyonunda, hayvan yemleri ile ilgili uluslararası standartların oluşturulması (Codex Alimentarius), Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP; Hazard Analysis Critical Control Points) prensiplerinin ve İyi Üretim Teknikleri’nin (Good Manufacturing Practice) uygulamaya geçirilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ülkemizde AB’nin uyum müktesebatı gereği gıda üreten firmalarda HACCP uygulaması zorunlu kılınmıştır. HACCP bir işletmede herhangi bir aşamada oluşabilecek tehlikeleri belirlemek ve kontrol etmek için oluşturulan, gıdanın ham maddeden başlayıp işlenmiş ürün ve tüketimin son noktasına kadar kontrol altına alınıp izlenebildiği, koruyucu ve önleyici bir sistemdir.

Hayvansal üretim yapan işletmelerde, yem ve premiks fabrikalarında bu sistem, yem üreticilerinden ve çiftliklerden başlayarak, tüketiciye kadar tüm halkaları denetlemekte olup gıdanın, üretim aşaması boyunca, açıkça izlenmesi olanağını sağlamaktadır.

Ülkemizde 2017 yılı itibariyle karma yem sektöründe onay kapsamında gıda amaçlı hayvanlar için karma yem üreten 322, kendi yemini üreten 108, yem katkı maddesi üreten 15, premiks üreten 100 işletme, kayıt kapsamında gıda amaçlı hayvanlar için karma yem üreten 193, kendi yemini üreten 443, blok mineral yem (yalama taşı) üreten 23, yem katkı maddesi ve premiks üreten 28 işletme bulunmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Karma yem sektöründe, 2016 yılı itibariyle 20.401.852 ton toplam karma yem üretilmiş olup bunun 4.566. 237 tonu etlik piliç yemi, 2.958.232 tonu yumurta yemi, 3.827.073  onu sığır besi yemi, 5.840.262 tonu sığır süt yemi ve 3.210.048 tonu diğer karma yemler olarak gerçekleşmiştir (Tarım İstatistikleri 2017).

Karma yem endüstrisinde temel ham maddeler yanında yem katkı maddeleri kullanılmaktadır. Yem katkı maddeleri genellikle karma yem üretimi yapan fabrikalarca veya yem katkı maddesi ticareti yapan firmalarca saf, konsantre veya premiks olarak yurtdışından temin edilmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Saf veya konsantre olarak ithal edilen yem katkıları premiks hazırlama tesislerinde uygun taşıyıcı ile belirli oranlarda seyreltildikten sonra kullanıma sunulmaktadır.

Yem katkı maddeleri karma yemler içerisine taşıyıcı bir madde ile birlikte tek katkı premiksi olarak, birden çok etkicil madde içeren karışımlar halinde, vitamin konsantreleri gibi özel premiksler şeklinde, vitamin-iz mineral veya amino asitlerin karışımından oluşan karma premiksler olarak, makro ve iz elementleri içeren mineral ya da tamamlayıcı  yem olarak ilave edilebilmektedir.

Kanatlı kümes hayvanlarının karma yemlerinde önemli düzeyde ve değişik amaçlarla kullanılan yem katkı maddeleri büyükbaş ve küçükbaş hayvanların karma yemlerinde daha düşük düzeylerde, daha çok vitamin-iz element premiksleri olarak kullanılmaktadır.

Son yıllarda giderek artan üretim ve tüketimde doğala dönüş eğilimi yem katkı maddeleri konusunda da tartışmalara yol açmıştır. Buna  ek olarak, yoğun antibiyotik kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlar nedeniyle, alternatif yem katkıları kullanımı ön plana çıkmıştır.

Bu alternatif arayışlar çerçevesinde, gelişmeyi teşvik edici maddelerin yerini hem etkili hem de ekonomik bir şekilde doldurabilecek doğal ürünler önem kazanmıştır.

Bu makalede hayvan yemlerinde kullanılan yem katkı maddeleri hakkında bilgi sunulmuştur.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Yemlerde Kullanılan Katkı Maddelerinin Tanımı, Sınıflandırılması ve Özellikleri

Yem katkı maddesi, optimal besin maddesi tüketimini emniyet altına almak, hayvansal ürünlerin miktarını artırmak, sindirime ve metabolizmaya yardımcı olarak yemden yararlanmayı iyileştirmek, hayvanların sağlığını korumak, hayvansal ürünlerin kalitesini olumlu yönde etkilemek, yem hazırlanmasını ve saklanmasını kolaylaştırmak veya bir başka yolla ekonomik yarar sağlamak amacıyla yemlere katılan organik veya inorganik yapıdaki maddelerdir.

Karma yemlerde çok düşük düzeylerde kullanılmalarına rağmen, etkinlikleri ve önemleri çok daha yüksektir. Katkı maddelerinin kullanılabilmesi için aşağıdaki koşullara uygunluk göstermesi gerekmektedir:
1. İnsan ve hayvan sağlığı açısından tam güvenli olmalı, toksin ve kanser yapıcı etkisi olmamalı,
2. Hayvansal ürünlerin bileşimini ve teknolojik özelliklerini olumsuz etkilememeli,
3. Yemdeki ve bu yemi tüketen hayvanlardan elde edilen ürünlerdeki miktarları analitik olarak tespit edilebilmeli,
4. Performansı etkin ve ekonomik olarak artırmalı,
5. Çevre açısından güvenli olmalı, biyolojik olarak yıkılabilmeli ve çevreyi kirletmemeli,
6. Etkinliği ve stabilitesi belirlenmiş olmalı,
7. Diğer katkı maddeleriyle çapraz rezistansa yol açmamalı,
8. Ekipmanları aşındırmamalı ve korozyona sebep olmamalı,
9. Kolay elde edilebilir olmalı.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ülkemizde yem katkıları ile ilgili olan Yem Katkıları ve Premikslerin Üretimi, İthalatı, İhracatı, Satışı ve Kullanımı Hakkında Tebliğ’de (Tebliğ No: 2005/1) yem katkısı, “Yemlere ya da suya katıldıklarında aşağıda belirtilen etkileri sağlayan maddelerdir.” şeklinde tanımlanmış ve söz konusu etkiler aşağıdaki gibi sıralanmıştır:
1. Yemlerin karakteristikleri üzerinde olumlu etki yapar.
2. Hayvansal ürünlerin özellikleri üzerinde olumlu etkide bulunur.
3. Süs balıkları ve kuşlarının renklerini olumlu yönde etkiler.
4. Hayvanların besin madde ihtiyaçlarını karşılar.
5. Hayvansal üretimin çevresel sonuçlarına olumlu katkı yapar.
6. Özellikle sindirim sistemini veya sindirimi destekleyici etkileri ile hayvansal üretimi-performansı ve hayvan refahını geliştirir.
7. Antikoksidiyal veya histomonostatik etkiye sahiptirler.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

1. Teknolojik Katkılar Koruyucular

Yemlerin bozulmadan uzun süre saklanabilmelerini sağlayan maddelerdir. Yemlerin mikroorganizmaların etkisinden korunması için fumarik asit, laktik asit, asetik asit, propiyonik asit, sorbik asit ve formik asit, benzoik asit, sitrik asit, asetik asit, malik asit ve glukonik asit gibi organik asitler ve tuzları yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu maddelerin bağırsak kanalındaki mikroorganizma populasyonunu kontrol altında tutarak gelişmeyi teşvik edici ve yemden yararlanmayı iyileştirici, mikrobiyolojik bozulmaya karşı koruyucu, yemin bağırsaklarda sindirilebilirliğini artıcı ve hayvan sağlığını koruyucu etkileri bulunmaktadır.

Organik asitler aynı zamanda rumen fermentasyonunu düzenleyerek metan oluşumunu azaltmaktadır. Yeme veya suya katılarak kullanılırlar (Van Dam, 2006). Sodyum bisülfat, sodyum sorbat, potasyum sorbat, kalsiyum sorbat, sodyum bisulfit, sodyum propiyonat, kalsiyum propiyonat, potasyum propiyonat, amonyum propiyonat, sodyum sitrat, potasyum sitrat, kalsiyum sitrat, L-tartarik asit, sodyum L-tartarat, potasyum L-tartarat, potasyum sodyum L-tartarat, ortofosforik asit, hidroklorik asit ve sülfürik asit yemlerde koruyucu olarak kullanılan maddelerden bazılarıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Antioksidanlar

Yağların oksidasyona uğrayıp parçalanmasını ve yemin bozulmasını önlemek amacıyla ilave edilirler. Antioksidanların bazıları sentetik, bazıları doğal ürünlerdir. Son yıllarda doğal ürünlerin kullanımı artmaktadır. Bu amaçla kullanılan bazı maddeler tokoferoller (vitamin E),askorbik asit (vitamin C), propil gallat (PG), butil-hidroksi anisol(BHA), butil-hidroksi toluen (BHT), butil-hidroksi kinon  (BHQ), sitrik asit,bazı amino asitler, etilendiamintetraasetik asit (EDTA), fosfolipitler, fenoller, kinonlardır. Son yıllarda bazı aromatik bitkilerin (adaçayı, biberiye, defne, karanfil, kekik, kimyon, nane, tarçın gibi) antioksidan olarak kullanılması gündeme gelmiştir. Aromatik bitkilerin antioksidan aktivitesi yapılarındaki flavonoidler, fenolik asitler ve fenolik terpenler gibi fenolik bileşiklerle ilişkilidir (Javanmardi ve ark.2003).

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Emülgatörler

Yemlerin içeriğinde bulunan iki ya da daha fazla birbirine karışmayan fazdan homojen bir karışım oluşturan veya bu homojen karışımı muhafaza eden maddelerdir.

Enerjiyi artırmak amacıyla yeme eklenen yağın yem içerisinde homojen bir şekilde dağılımını sağlamak için kullanılırlar. Bu amaçla en yaygın olarak kullanılan madde lesitindir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Stabilizatörler

Yem maddelerinin fiziko-kimyasal durumunun muhafaza edilmesini sağlayan maddelerdir. Yeme çok düşük düzeyde katılan vitaminler, esensiyel amino asitler ve bazı ilaçların dayanıklılığını artırmak amacıyla yararlanılır.

Bu amaçla antioksidanlar ve jelatin gibi maddelere başvurulabilir.

Jelleştirici Ajanlar

Yem maddelerinin viskozitesini artıran, jel oluşumu için yemlere kıvam veren maddelerdir. Emülgatör, stabilizatör, kıvam artırıcı ve jelleştirici maddelerden bazıları arasında lesitin, gliserin, kalsiyum aljinat, agar, karagenan, keçiboynuzu zamkı, demirhindi tohumu, guar sakızı, ağaç sakızı, akasya zamkı (arap zamkı), ksantan zamkı, gellan zamkı, sorbitol, mannitol, polioksietilen (20)-sorbitan monolaurat, polioksietilen (20)-sorbitan monooleat, polioksietilen (20)-sorbitan tristearat, mikrokristalin selüloz, seluloz unu, metilseluloz, etilseluloz, hidroksipropilseluloz, hidroksipropilmetilseluloz, etilmetilseluloz, stearol 2-laktilik asit, sodyum stearol 2-laktilat, kalsiyum stearol 2-laktilat, stearil tartarat, gliseril polietilenglikol risinoleat, dekstranlar, soya yağından elde edilen yağ asitlerinin polietilen glikol esteri, sorbitan monostearat ve Çin tarçını zamkı sayılabilir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Bağlayıcılar

Yem partiküllerinin bağlanma eğilimini artıran maddelerdir.

Topaklaşmayı Önleyici Maddeler

Yem partiküllerinin birbirine bağlanma eğilimini azaltırlar.

Koagulanlar

Sıvı hammaddelerin koyulaşarak yarı katı pıhtı durumuna geçmesini sağlarlar. Bağlayıcı, topaklaşmayı önleyici ve koagulan maddeler,sodyum ferrosiyanit, sitrik asit, sentetik kalsiyum aluminatlar, potasyum ferrosiyanit, kolloidal silika, kieselgur (diyatomik toprak, saf) kalsiyum silikat, sodyum aluminosilikat, bentonit-montmorillonit, asbestsiz kaolinitik kil, asbestsiz doğal klorit ve steatit karışımları,vermikulit, sepiolit, sepiolitik kil, asbetsiz hidratlı magnezyum silikat, lignosulfonatlar, natrolit-fonolit, volkanik orijinli klinoptilolit ve perlit olarak sayılabilir.

Radyonükleid Kontaminasyondan Koruyucular

Radyonükleitlerin emilimini baskılayan ya da atılımlarını artıran maddelerdir. Bu amaçla ferrik (III) amonyum hekzasiyanoferrat (II) ve bentonit kullanılmaktadır.

Asitlik Düzenleyiciler

Yemlerin pH değerini düzenleyen maddelerdir. Bu amaçla sodyum bisulfat, dL ve L-malik asit, benzoik asit, potasyum dihidrojen ortofosfat, dipotasyum hidrojen ortofosfat, tripotasyum ortofosfat, amonyum dihidrojen ortofosfat, diamonyum hidrojen ortofosfat, sodyum dihidrojen difosfat, sodyum seskikarbonat, potasyum hidrojen karbonat, amonyum karbonat, amonyum hidrojen karbonat, hidroklorik asit, amonyum klorid, sulfurik asit, sodyum hidroksit ve potasyum hidroksit kullanılmaktadır.

Silaj Katkı Maddeleri

Silaj oluşumunu iyileştirmek amacıyla silaj yemleri hazırlanırken ilave edilen enzimler, mikroorganizmalar ve organik asitler bu grup maddelerdir. Amilaz (Aspergillus oryzae’den), alfa-amilaz (Bacillus subtilis’den), betaglukanaz (Aspergillus niger’den), selulaz (Trichoderma longibrachiatum), ksilanaz (Trichoderma longibrachiatum) kullanılan enzimlerdir.

Silaj yapımında yararlanılan mikroorganizmalar arasında Bacillus subtilis, Enterococcus faecium, Lactobacillus brevis, Lactobacillus buchneri, Lactobacillus casei, Lactobacillus cellobiosus ve Lactobacillus paracasei sayılabilir.

Silaj yemlerde potasyum sorbat, formik asit, sodyum format, propiyonik asit, sodyum propiyonat, amonyum propiyonat, sodyum benzoat, formaldehit, hekzametilen tetramin, sodyum nitrit ve sodyum bisülfat gibi organik asit ve kimyasallardan da yararlanılmaktadır.

2. Duyusal Katkılar Renklendiriciler

Hayvanların beslenmesinde kullanıldığında, hayvansal gıdalara renk veren maddelerdir. Yaygın olarak tavukçuluksektöründe piliç eti ve yumurtanın rengini iyileştirmek  için kullanılırlar.

Bu amaçla renk maddelerini değişik düzeylerde içeren sarı mısır, yonca, mısır gluteni,  kadife çiçeği ve kırmızıbiber gibi bitkisel kaynaklar, doğal kaynaklardan ekstrakte edilen lutein, zeaksantin, kapsantin ve likopen gibi karotenoidler ile β-apo-8’-karotenal, β-apo-8’-karotenoik asit etil ester ve kantaksantin başta olmak üzere çeşitli sentetik kaynaklarda kullanılmaktadır.

Süs balıkları ve kuşlarının yem maddelerine renk veren ya da rengi düzenleyen acid brilliant green, allura red, bixin, brilliant black, caramel colours, carmine, chlorophyllin copper complex, eritrosin, indigotin, demir oksit kırmızısı, siyahı, sarısı, patent blue, titanyum dioksit, tartrazine ve sunset yellow gibi maddeler de kullanılmaktadır.

Aromatikler ve İştah Artırıcılar

Lezzet ve tüketimini artırmak amacıyla yemlere ilave edilen maddelerdir. Anason tohumu, zencefil, çemen gibi doğal kaynaklar yanında sakkarin, monosodyum glutamat ve vanilin gibi aromalar bu amaçla yemlere katılabilir.

3. Besinsel Katkılar Vitaminler, Provitaminler, Aynı Etkiyi Veren Kimyevi Maddeler, İz elementler, Amino asitler

Amino asitlerin tuzları ve analogları hayvanların besin maddesi gereksinimlerini karşılamak üzere yemlere ilave edilirler.

Bu amaçla vitamin A, vitamin D3, vitamin E, vitamin K3, vitamin B1, vitamin B2, vitamin B6, B12, niasin, Ca-D pantathenate, folik asit, D-biotin, kolin klorit, manganez, demir, çinko, bakır, kobalt, iyot, selenyum gibi vitamin ve minerallar ile L-Lisin ve DL-Metiyonin gibi aminoasitler ilave edilmektedir.

Üre ve Türevleri

Genellikle geviş getiren hayvanların rasyonlarına protein kaynağı olarak katılırlar. En çok kullanılan bileşikler üre, biüret, üre-fosfat ve
diüreidoizobutan olarak sayılabilir.

4. Zooteknik KatkılarSindirimi Düzenleyiciler

Hayvanların beslenmesinde kullanıldığında hedef yem maddelerine etki ederek yemin sindirimini artıran maddelerdir.

Bağırsak Flora Stabilizatörleri

Bağırsak mikroflorası üzerinde olumlu etkisi olan mikroorganizmalar veya kimyasal özellikleri tanımlanmış diğer maddeler bu grup katkılarda yer alır.

Sindirimi ve bağırsak mikroflorasını düzenlemek amacıyla enzimler, probiyotikler, prebiyotikler (oligosakakritler), esensiyel yağlar ve bitki ekstraktları kullanılmaktadır. Bu katkılar multi fonksiyonel etki gösteren katkılardır.

Enzimler

Sindirimi zor yemlerden yararlanmayı artırmak amacıyla kullanılan katkılardır. Bu amaçla Trichoderma reesei, Trichoderma viride ve Aspergillus niger gibi çeşitli  mantarlardan ya da Bacillus subtilis’den üretilen proteazlar, lipazlar, fitazlar, pektinaz, amilaz, sellülaz gibi polisakkaridazların özellikle kanatlı kümes hayvanları tarafından sindirilemeyen polisakkaritlerin bağırsak ortamında parçalanarak yemlerin enerji değerinin iyileştirilmesi için kullanımı yaygın bir uygulama haline gelmiştir.

Selülazlar grubunda yer alan bazı enzimler (selülaz, ksilanaz, endoglukanaz, ekzoglukanaz), amilaz ve proteazlar da rumende sindirime katkı sağlamak ve performansı artırmak amacıyla kullanılmaktadır.

Probiyotikler

Verildiği hayvanın bağırsaklarında patojen mikroorganizmalara karşı antagonistik etki gösteren, bağırsak mikroflorası üzerine yararlı etkiler oluşturan patojen olmayan gram (+) ve fakültatif anaerob olan, laktik asit üreten canlı, doğal bağırsak bakterileri, maya kültürleri  ve hücreleri ile mantarlar, enzimler ve endüstriyel fermantasyon yan ürünlerini içeren yem katkı maddeleridir (Pal, 1999).

Probiyotik üretiminde en çok kullanılan mikroorganizmalar laktik asit üreten Lactobacillus ve Streptococcus cinsi bakterilerdir.

Ayrıca mayalardan Saccharomyces cerevisiae ve mantarlardan Aspergillus niger ve Aspergillus oryzae de ticari probiyotik üretiminde yaygın olarak  kullanılmaktadır.

Prebiyotikler (Oligosakkaritler)

Bağırsaklarda yaşayan yararlı bakterilerin sayı ve aktivitelerini artıran ve hayvanın sağlığını geliştirerek olumlu etkide bulunan sindirilmeyen cansız yem katkılarıdır.

En yaygın kullanılan prebiyotikler, mannanoligosakkaritler, fruktooligosakkaritler, kitosan oligosakkaritler ve betaglukanlardır.

Bitkisel Ekstraktlar

Doğal olmaları ile son dönemlerde öne çıkan bitkisel ekstraktlar veya esansiyel yağlar antimikrobiyal etkiye, büyümeyi teşvik edici ve yemden yararlanmayı iyileştirici özelliklere sahiplerdir.

Özellikle sindirim organlarında patojen mikroorganizmaları baskı altına almaları, yemlerde toksin gelişimini önlemeleri, sindirim enzimlerinin aktivitelerini artırmaları, bağışıklık sistemini güçlendirmeleri ve performansını iyileştirmeleri bitkisel ekstraktların olumlu etkileri olarak ortaya çıkmaktadır.

Kekik, biberiye, adaçayı, karanfil, defne, tarçın, kimyon, kişniş, zencefil, hardal, sarımsak, nane gibi aromatik bitkiler, ekstraktları ve yağları katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.

Çevreyi Olumlu Etkileyen Katkılar

Ruminantlarda metan gazı oluşumunu azaltmak için kullanılan maddeler ile kanatlı kümes hayvanlarında fitin fosforundan yararlanmayı artırıcı etki gösteren fitaz enzimi sayılabilir.

Rumende mikroorganizmaların bol miktarda metan üretmesi hem yem enerjisinin metan gazı şeklinde kayba uğramasına hem de atmosfere yayılan metanın nedeniyle kirliliğe yol açar.

Metan üretimini engellemek için sıvı yağlar, kloral, nişastanın hemiasetat ürünleri ve halojenize edilmiş bileşikler (tetraklorür metilenklorid, bromoklorametan) ile lasolosid ve monensin gibi antibiyotikler kullanılır.

Bu konuda etki gösteren diğer bir katkı özellikle kanatlı kümes hayvanlarında fitin fosforundan yararlanmayı artırmak amacıyla kullanılan fitazdır. Fitaz bitkisel fosfordan yararlanmayı artırması yanısıra gübreyle  atılan fosforun azalması neticesinde yeraltı suları ve toprakların fosfor kirliliğinin azaltılmasına da yardımcı olmaktadır.

Diğer Zooteknik Katkı Maddeleri:
Toksin Bağlayıcılar

Yemlerde üreyen küfleri önlemek için kullanılırlar. Bu amaçla organik asitler (propiyonik, sorbik, benzoik ve asetik asitler), organik asit tuzları (kalsiyum propiyonat ve potasyum sorbat gibi), organik boyalar, bakır sülfat ve amonyak gibi bileşikler kullanılır.

Polivinilpolipirolidon polimerleri, alüminyum silikat bileşikleri, aktif kömür, hidrat sodyum kalsiyum alüminosilikat, bentonit, perlit, diatoma toprağı ve zeolit gibi adsorbant maddeler yemlerde toksin bağlayıcı olarak kullanılmaktadır

(Pasha ve ark., 2008). Mannanoligosakkaritler ve glukomannan da toksin bağlayıcı olarak işlev yaparlar.

Tampon Maddeler

Bu tür maddeler genellikle ruminantlarda yüksek miktarda yoğun yem kullanımı sonucunda ortaya çıkan rumen pH’ındaki düşmeleri önlemek amacıyla kullanılırlar.

Son yıllarda bu amaçla sodyum bikarbonat yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunun dışında uçucu yağ asitlerinin çeşitli tuzları, fosfat tuzları, amonyum klorür ve sodyum sülfat gibi tampon maddeler de kullanılır.

Kitosan

Eklem bacaklılarda (yengeç ve karides) bulunan selüloza benzeyen, toksik olmayan ve biyolojik olarak yararlanılabilen biyopolimer yapıdaki kitinin, deasitile edilmesi ile elde edilen bir ürün olan kitosanın sindirilebilirlik, büyüme performansı, enerji ve proteinden yararlanma ve rumen fermantasyonu üzerine etkili olduğu düşünülmektedir (Goiri ve ark., 2009).

Beta-glukanlar

Bağışıklık sistemini güçlendirmekte, antitümör ve antimikrobiyel etki göstermektedir (Leung ve ark., 2006). Yüksek molekül ağırlığına sahip ve fenolik bir bileşik olan lignin, saflaştırılarak kanatlı kümes hayvanlarının yemlerinde katkı maddesi olarak kullanıldığında prebiyotiklere benzer etkiler göstermekte ve hayvan sağlığı üzerine olumlu etkiler yapmaktadır (Baurhoo ve ark.,2008).

5. Koksidiyostatlar ve Histomonostatlar

Kanatlı kümes hayvanlarının bağırsaklarına yerleşen Eimeria türü protozoaların neden olduğu koksidiyozdan (kanlı ishal) hayvanları korumak amacıyla kullanılan maddelerdir.

Koksidiyozu önlemek amacıyla kullanılan preparatlar arasında lasolasid, monensin, salinomisin, robenidin, naracin, maduramisin, halofuginon sayılabilir. Koksidiyostat ve histomonostat katılan yemlerin kullanımına hayvanların kesiminden preparata göre değişen 3-7 günlük sürelerden önce son verilmelidir. Başka bir deyimle, kesim öncesi yem koksidiyostat içermemelidir.

Sonuç ve Öneriler:

Ülkemizde yem katkı maddelerinin uygun kullanımı konusunda dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin yapılabilecek öneriler aşağıda özetlenmiştir (Kırkpınar, 2011):

1. Katkı maddelerinin etkin şekilde kullanılmaları hakkında üreticilerin bilgilendirilmesi yanısıra yem fabrikalarında HACCP uygulaması yerleştirilerek, üretim aşamalarında  karışımın izlenebilirliğinin sağlanması; riskli katkıları içeren premiksler veya yemlerin üretiminden sonra, üretim ekipmanlarının kontrol edilerek temizlenmesi; çapraz bulaşmadan sakınmayı garanti eden bir üretim ile farklı ürünlerin doğru sırada yapılması;uygun ve onaylanmış üretim ekipmanlarının kullanılması ve çalışanların eğitilmesi gerekmektedir. Yem fabrikaları, üreticileri yemin özel şartları, hangi katkı maddelerinin yemde bulunduğu, nasıl depolanması gerektiği gibi konularda bilgilendirmelidir.

2. Yem katkı maddelerinin ülkemizde satışa sunulmadan önce aktif madde içerikleri veya aktivite açısından resmi araştırma kuruluşlarında teste tabi tutulmaları sağlanmalıdır.
3. Değişik isimler altında veya kaçak olarak ithalatı yapılan antibiyotikler, hormon ve benzeri stilben grubu bileşikler daha sıkı denetlenmeli ve kaçak kullanımlar engellenmelidir.
4. Kesim öncesinde katkı maddesi içermeyen yem kullanılmasına gerekli özen gösterilmelidir.
5. Ülkemizde AB tarafından onaylanmış yem katkı maddelerinin ithalatı, üretimi ve pazara arzı serbesttir. Ancak bu katkıların kullanım  düzeyleri ve kalıntı üst limitleri ile ilgili olarak ülkemiz şartlarında yapılacak araştırma sonuçları dikkate alınmalıdır.
6. Dinamik bir sektör olup sürekli gelişim gösteren yem ve yem katkı maddeleri sektöründe yeni teknolojiler izlenerek uygulamalara aktarılmalıdır.
7. Yem katkı maddelerinin ve yemlerin depolanması ve nakliyesi doğru bir şekilde yapılmalıdır.
8. Gıda tüketim profilimizin belirlenmesi, katkı ve kimyasal bulaşanların maksimum kalıntı düzeylerinin epidemiyolojik, toksikolojik ve alerjik çalışmalar ile saptanıp, insanların bu tehlikelerden hangi oranlarda etkilendiklerinin tarama çalışmaları ile izlenmesi gerekmektedir.
9. Ülkemizde iyi tarım uygulamaları yaygınlaştırılmalı, risk durumlarında etkin bir risk yönetimi için veri tabanları oluşturulmalıdır.
10. Katkı maddesi ithalatı yapan firmalar araştırma ve geliştirme konularında teşvik edilmeli, kendi araştırma laboratuvarlarını kurmaları konusunda desteklenmeli, üniversiteler ve araştırma kurumları ile iş birliği yapmaları sağlanmalıdır.
11. Ülkemizde yem katkılarını yerli kaynaklardan üretme ve dışa bağımlılığı azaltma yönünde araştırma, geliştirme çalışmaları en kısa zamanda yaygınlaştırılmalı,yerli kaynaklar kullanılarak özellikle gıda sanayi atıkları değerlendirilerek biyoteknolojik yem katkı maddelerinin üretilmesi teşvik edilmeli ve hızla ithalatçı konumdan üretici konuma geçilmelidir.

Sonuç olarak ülkemizde katkı maddelerinin hayvanlar, hayvansal ürünleri tüketen insanlar ve çevreye olan uzun dönemdeki etkileri üzerinde araştırma ve denetim yapabilecek yeterli altyapı ve laboratuvar ağının henüz tam ve etkin biçimde faaliyet gösteremediği dikkate alınmalıdır.

Güvenli sınırlar belirlenmeden ve denetim yetersizliği giderilmeden kullanılan katkı maddelerinin gelecekte oluşturacağı riskler gözardı edilmemelidir.

Prof. Dr. Figen Kırkpınar Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zooteknik Bölümü

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Magnezyum Oksit Nedir?Nerelerde Kullanılır?

Magnezyum oksit  MgO yada diğer adıyla magnezya; periklaz olarak doğal yolla  oluşan ve bir magnezyum kaynağı olan beyaz renkli  nem çekici katı  bir mineraldir.

Magnezyum oksit, magnezyum karbonat yada magnezyum hidroksitin kalsinasyon prosesi ile  üretilir. İkincisi, spesifik olarak deniz suyu olan magnezyum klorür çözeltilerinin kireç ile muamelesi  yoluyla elde edilir:

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Mg2 + + Ca(OH)2 → Mg(OH)2 + Ca2 +

Magnezyum oksit, mide ekşimesi ve dispepsi rahatsızlıklarını gidermek için bir antiasit olarak, magnezyum takviyesi ve kısa süreli bir müshil ilacı olarak kullanılır.

Sindirime bağlı hazımsızlık semptomlarını iyileştirmek için de kullanılır. Fakat kullanımının bazı yan etkileri vardır. Bunlar mide bulantısı yada kramp şeklinde olabilir. Müshil ilacı olarak  bir etki elde etmek için yeterli miktarlarda, uzun süreli kullanımının  yan etkileri bağırsak tıkanıklığına neden olan enterolitlerdir.

Gıda katkı maddesi olarak, bir önleyici madde olarak kullanılır. Kakao ürünleri için ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından belirtilen; konserve Bezelye  ve dondurulmuş tatlılarda katkı maddesi olarak kullanılır. E kodu ise E530’dur.

Boru şeklinde olan  yapı ısıtma ekipmanlarında bir elektrik yalıtkanı olarak sık kullanılmaktadır.

Aminlerin ve amitlerin N-koruması için EtOAc içinde benzil kloroformat kullanılarak karboksibenzil  grubunun kurulumunda bir reaktif olarak kullanılmaktadır.

Isıya dayanıklı elektrik kablosunda izolasyon malzemesi olarak da kullanılır.

MgO katkısının, seramiklerde tane büyümesini etkili bir şekilde önlediği ve nano ölçekte çatlak büyüme mekanizmasını çevirerek  kırılma tokluğunu geliştirdiği gösterilmiştir.

Magnezyum bütün canlı türlerin temel gıda maddesi olarak bilinir ve sağlık alanındaki sayısız faydalarıyla son derece önemlidir. Beslenme döngüsü içindeki magnezyum eksikliği birçok sağlık problemlerine neden olmaktadır;

–       Kas kasılmaları ve titremeleri

–       Sendeleme belirtileri

–       Hızlı soluma

–       İştah kaybı ve buna bağlı birçok düzensizlikler

–       Büyüme döneminde iskelet deformasyonu ve gelişme & büyüme gecikmesi

–       Süt azalması

Bu problemlerin çözülmesi ve magnezyum eksikliğinin önlenmesi için büyükbaş hayvan ve koyunların özellikle emzirme ve otlama dönemlerinde günlük yem tüketimlerinin içerisine magnezyum oksit (MgO, Kalsine Manyezit) ilave edilmesi oldukça önemlidir.

Ayrıca Magnezyum klorofilin ana bileşenidir. Her klorofil molekülü bir magnezyum atomu bulundurur. Klorofil molekülünün yapı maddesi oluşturması nedeniyle yeterli magnezyum bulunmaması durumunda fotosentez olmaz. Bu durumda bitkide zayıf gövde, uzun saçaklı kökler, yapraklarda yukarı doğru kıvrılma ve hasat öncesi meyve dökülmesi görülecektir. Magnezyum bitkinin güneşten azami derecede faydalanmasını sağlayarak iyi gelişmesini teşvik eder. Uzun ömürlü, canlı renklere sahip sebze ve meyveler için magnezyum önemlidir. Yaprakların direncini artırarak hastalıklara karşı direnç sağlar. Özellikle yağış alan kumlu asitli topraklarda eksikliği görülür. Bu nedenlerden toprağa uygun şekilde magnezyum oksit (MgO, Kalsine Manyezit) verilmelidir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Manyezit Nedir? Nerelerde Kullanılır ?

Ülkemiz Dünyanın en kaliteli doğal manyezit yataklarına sahiptir. Ülkemizde üretilen jel tipi manyezitler gerek ham cevher olarak ve gerekse yarı mamul, (kalsine ve sinter manyezit) olarak uzun yıllar çeşitli ülkelerin geniş talep alanında kalmıştır.

Manyezit madeni gerek ham olarak gerek kalsine edilerek ve gerekse sinterleştirilerek kullanılabilen bir madendir. Ancak ülkemizde üretilen manyezit madenlerinin büyük bir kısmı 1650-2000 °C de sinterleştirildikten sonra refrakter sanayinin hammaddesi olan sinter manyezit üretiminde kullanılmaktadır. Manyezit minerali bulunmadan önce 1795 yılında J.E.Delanetherie Magnezyum Karbonat, Sülfat, Nitrat ve Klorit gibi tuzlarına “Manyezit” adını vermiştir. A.Brongmart ise aynı terimi magnezyum karbonat ve silikatlar için kullanmış, 1803 yılında “C.F.Ludwing Moravia’da tabii magnezyum ve 1808 yılında “D.L.G. Karsten” magnezyum karbonata “manyezit” adını vermiştir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manyezitin, metalurjik işlemlerde refrakter olarak kullanılışına ait ilk bilgiler 1866-1868 yıllarına aittir. 1890 yılında manyezit, Avrupa’da besemel ve açık fırınlarda astar olarak kullanılmaya başlanmış, 1913 yılında Pensilvanya’da (ABD) dolomitten magnezya (MgO) üretimi yapılmış, 1885 yılında Fransa’da deniz suyundan magnezyum hidroksit çökeltilerek sentetik manyezit elde edilmiştir. M.T.A. Genel Müdürlüğü raporlarına göre, Türkiye’de manyezit aramaları ilk olarak 1808 yılında “Fransa Elektore Coulant” firması tarafından Sakarya’da yapılmıştır. İlk manyezit üretimi ise 1929 yılında başlamış, 1962 yılına kadar artarak devam etmiş, 1962 yılından itibaren süratle artmıştır. Kalsine manyezit üretimi 1940 yılında başlamış, 1964 yılına kadar önemli bir artış göstermemiş, bu tarihten itibaren üretimin arttığı gözlenmiştir. 1960’lı yıllarda Eskişehir merkez ilçe Sepetçi köyü ve Margı (Kozlubel) köyünde Fransız ve Avusturyalılar tarafından Kalsine manyezit üretmek amacıyla bir tesis kurulmuş ancak bu tesisler şimdi çalışmamaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manyezit; formülü MgCO3 olup, teorik olarak bileşiminde % 52.3 CO2, % 47.7 MgO ve çok az miktarda Fe2O3 bulunan, sertliği 3.4-4.5 arasında, özgül ağırlığı 2.9-3.1 olan mineraldir. Rengi beyaz, sarı veya gri ve kahverengi arasında değişir. Tabiatta Kriptokristalin (jel/amorf) ve Kristalen (iri kristalli) olmak üzere iki şekilde teşekkül eder. Sert ve kompleks bir mineral olup, serpantin veya benzeri kayaçların alterasyonu veya dolomitlerin kontakt metamorfizması sonucu teşekkül eder. Sedimanter oluşumlu manyezit yatakları da vardır. Kriptokristalen manyezit, genellikle saf olarak bulunmakla beraber, bir miktar demir, kireç, alümin ve pek az serbest silis karışmış olabilir. Cevherin kalitesi de içerdiği bileşiklerin miktarlarına göre artar yada azalır. Erzincan’da yaklaşık 30 m kalınlığa erişen zonda killi seviyeler manyezite eşlik etmektedir. Kalsit ve dolomit’te olduğu gibi, manyezit ısıtılınca CO2 içeriğini kaybetmektedir (dekompoze olmaktadır). 700 ile 1000°C arasında ısıtılarak kostik kalsine manyezit, 1650-2000°C arasında yapılan ısıl işlemi ile max.% 0.5 CO2 ihtiva eden oldukça yoğun ve sert; sinter manyezit, Elektrik Ark Fırınlarında  2500°C’ nin üstünde ısıl işleme tabi tutularak çakmaktaşına benzer yoğun bir madde olan ergitilmiş magnezyum oksit (fused manyezit) elde edilir. Fused manyezitin özgül ağırlığı 3.65 olup çok yüksek sıcaklıklara dayanabilmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Magnezyum, gerek metal olarak ve gerekse bileşik halinde bugünkü teknolojinin önemli bir hammaddesidir. En geniş magnezyum tüketimi, magnezyum bileşikleri şeklinde gerçekleşmektedir (MgO, MgCl2, Mg(OH)2, MgSO4 vb.). Bütün bunların başında toplam dünya tüketiminin % 80’ini kapsayan ve magnezya adı verilen MgO (Sinter Manyezit) bulunmaktadır. Zira MgO yüksek ergime noktası nedeni ile refrakter malzeme endüstrisinin en önemli girdisi durumundadır. İşte bu magnezyanın ve hatta diğer magnezya bileşiklerinin en önemli kaynağı manyezit’tir. Manyezit bir magnezyum karbonat minerali olup tabiatta sık rastlanan bileşiklerden birisidir. Manyezite tabiatta, kullanım alanlarının gereklerine uygun özelliklerde rastlamak oldukça zordur. Çünkü herhangi bir yabancı elementin manyezit içerisinde % 0.1 mertebesinden az veya çok bulunması, manyezitin bugünkü teknoloji ile ekonomik olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini belirleyebilmektedir. Ancak memleketimiz dünyanın en kaliteli manyezitlerini bünyesinde bulundurması yönünden oldukça şanslıdır.   Manyezitte düşük porozite, yüksek  refrakterlik, yüksek mukavemet, hacim istikrarı, kimyasal dayanıklılık aranır. Özgül ağırlık    3,0 gr/cm3 den büyük, Bor oranı ise azami %0,17 olmalıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Kaliteli amorf manyezitler Türkiye’den başka Yunanistan, Yugoslavya ve Brezilya’da bulunmaktadır. Manyezit cevherinin oluşumu ve oluşum şartları, tüm çalışmalara rağmen (Rosemberg ve Milles, 1966; Johannes, 1966, 1967, 1969; Christ ve Hostetler, 1973; Sayles ve Fyte, 1943) kesin olarak ortaya çıkarılamamıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda, manyezit oluşumunun, ortamdaki pH ve EH değerlerine, Mg+2 ve CO3-2 iyon konsantrasyonlarına, CO2 kısmi basıncına, ortamda bulunan diğer anyon ve katyon türlerine ve bunların konsantrasyonlarına, ortam sıcaklığına ve basıncına bağlı olduğu tespit edilmiştir ancak bu etkenlerin derecelerini ve kantitatif ilişkilerini ortaya çıkarmak güçtür. Endojen ortamda, diğer bir deyimle magmatik ve metamorfik evrimin yoğun olduğu ortamda manyezit oluşumuna rastlanmaz. Birkaç hidrotermal ankeritik manyezit oluşumu hariç tutulursa manyeziti eksojen ortam karakteristik minerali kabul edebiliriz. Ekonomik manyezit yataklarındaki manyezit minerallerinin tümü eksojen ortamda oluşmakta, bazen metamorfizma ile ikincil değişikliğe uğramaktadır. Eksojen ortamdaki manyezit dağılımının en ilginç yönü, deniz suyundaki magnezyum konsantrasyonun, kalsiyum konsantrasyonunun üç katı olmasına rağmen, deniz tortulları içinde Ca kökenli kalkerler büyük bir yer tutarken, hiç bir önemli manyezit konsantrasyonuna rastlanmamış olmasıdır. Bu gözlemi hem yaşlı kayaçlardaki ve hem de genç sedimanterlerdeki manyezit eksikliği doğrulamaktadır. Örneğin, bugünkü deniz diplerinin büyük bir çoğunluğunun kalkerli sedimantlerle kaplı olmasına rağmen, genç manyezit oluşumlarına, çok yüksek saliniteye sahip bulunan buharlaşmanın çok yüksek olduğu saliner ortamlarda rastlıyoruz.

Hammadde kökenine göre manyezitler doğal (natürel) ve sentetik (artificial) olarak ikiye ayrılır. Şimdi bu yatakların temel özelliklerine bakalım

Doğal Manyezitler

Doğada direk olarak üç fiziksel formda bulunur. Evaporitik yataklarda MgO şeklinde oluşum söz konusudur.

  1. Kristalli (crystalline) Manyezit Yatakları
  2. Kriptokristalli (cryptocrystalline) Manyezit Yatakları
  3. Damar Dolduran Sedimanter Manyezit Yatakları
  4. Evaporatik Manyezit Yatakları

1.Kristalli Manyezit Yatakları :

Bunlara makro kristalli, spatik veya kemik (bone) manyezitler de denir. Bu tipe, iri kristalli, çoğunlukla bol demir içeren ve büyük yataklar şeklinde daha çok, yaşlı kayaçlarla beraber bulunan manyezit yatakları dahildir. Yataklanmanın yer aldığı kayaçlar genellikle dolomit, kireçtaşı ve grafitçe zengin kumlu, killi ve silisli şistler ile yer yer evaporitlerdir. Bu tip örnekleri Pireneler, Doğu Alpler, Karpatlar ve Urallar ile Sibirya ve Çin’de bulunur. Bu tip manyezit yataklarının oluşumu tartışmalıdır. Bu tartışmalar iki grupta toplanır:

Replasman veya metasomatoz teorisi: Clar (1931) ve Frederich (1968) tarafından ileri sürülen bu teoriye göre iri kristalli manyezit yatakları, kireçtaşı veya dolomit gibi karbonat kayaçların magnezyum metasomatozu sonucu oluşur. Bu yatakların manyezit oluşumunu gerçekleştiren magnezyum eriyiklerinin derinlerdeki basınç artışı nedeniyle magnezyumun mobilize olması ve daha yukarılara taşınması sonucu oluştuğu ileri sürülmektedir.

Sedimanter teori: Daha çok Litmeier (1953), Siegl (1969) ve Lesko (1972) tarafından benimsenen bu teoriye göre, spatik manyezit yatakları, kireçtaşı, dolomit veya kaya tuzu oluşumlarında olduğu gibi primer bir tortudan başka bir şey değildir. Kimyasal verilerin yanında yataklardaki tabakalı yapı bu teoriye kanıt olarak ileri sürülmektedir. Ancak araştırıcılar manyezit oluşumunun bir sulu hidromanyezit ana safhasından sonra gerçekleştiğini de kabul etmektedir. Magnezyayı ( MgO)  deniz ve göl sularında bulunan MgCl2 tuzundan da elde etmekte mümkündür. Bu tip magnezya, bazen sentetik magnezya olarak da adlandırılır. Dünyanın 9 Milyon ton dolayındaki toplam magnezya üretiminin % 27’si deniz  ve göl sularından, % 63’ü kristalin manyezitten, %10’u kriptokristalin manyezitten üretilmektedir.  Bazı temel özellikleri:

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

  • Geniş yataklardır.
  • En yaygın yatak tipidir.
  • Yüksek demir (Fe) içerirler. (sadece kimyasal olarak uzaklaştırıla bilecek katı solüsyon halinde).
  • Avusturya, Rusya, Kore, Mançurya, Brezilya, Kanada, İspanya, Avustralya, Nepal Pireneler, Doğu Alpler, Karpatlar, Urallar ile Sibirya, Çin’de ve ABD’de yaygındır.
  • Yan taş genellikle dolomit ve kireçtaşıdır.
  • Genç kayaçlar içinde bulunurlar.
  • Karbonatlı kayaçlarda kireçtaşı / dolomitin yer değiştirmesiyle oluşurlar.
  • Açık işletme metotlarıyla üretime uygundurlar.
  • P=3,02 gr /cm³  dir.
  • Sertlik=3,5-4   dir.
  • Mermere benzer kristal yapı gösterirler.
  • Bu tip manyezitlerden üretilen Sinter manyezitler gözenek açıklıkları içerirler. Yoğunlukları düşüktür.
  • Bu tip manyezitlerden yüksek yoğunlukta sinter manyezit üretimi için özel işlemler yapılmasına ihtiyaç gösterirler.
  • Nihai ürünün kimyasal açıdan kontrolü zordur.

2. Kriptokristalin  Manyezit Yatakları:

Bunlara yalancı, ince (mikron) kristalli amorf (amorphous) veya jel manyezitlerde denir. Çok ince kristalli, hatta yer yer amorf olan, hemen hemen hiç demir içermeyen bu tip yataklar, çoğunlukla serpantin kayaçları içinde çeşitli şekil ve boyutlarda bulunur. Serpantin kütlesini kat eden filon, damar, network (ağ) şeklinde olabileceği gibi serpantin kayaçların üzerindeki kapalı basenler içinde tortul horizonlar şeklinde de bulunabilirler. En önemli örneklerine Türkiye, Yugoslavya ve Brezilya’da rastlanmaktadır. *Temel özellikleri:

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

  • Küçük fakat çok sayıda yataklanırlar.
  • Ultrabazik (serpantin) kayaçların karbonatlı sularla alterasyonuyla oluşurlar.
  • Yaşlı kayaçlar içinde bulunurlar.
  • Düşük demir ( Fe) içerirler.
  • Ekonomik yataklanmaları Yunanistan, Türkiye, Yugoslavya ve Hindistan’da bulunur.
  • Safsızlıklar ( Fe ,CaO ve SiO2  ) az miktardadır.
  • Sertlik =3,5-5.  dir.
  • Bu manyezitlerden üretilen sinter manyezitte kristal boyu (suni periklas )100-200µm arasında olabilir. Refrakter malzeme imalatında kristal boyunun uzunluğu aranan bir özelliktir.
  • Bu tip manyezitler yüksek yoğunluklu, düşük gözenekli sinter manyezit üretimine imkan verirler.
  • Ham halde konkoidal kırıklar gösterebilirler ve porselene benzer yapı gösterirler.

Bu tip manyezitlerin oluşumu tartışılmaktadır ve bu konuda iki ayrı görüş vardır. Birinci teoride serpantinin yüzey suları, atmosfer ve biyosferin etkisi ile alterasyonu ve bu alterasyon esnasında mobilize olan Mg+2  iyonlarının çatlak sistemleri boyunca ayrışması temel kabul edilmektedir. Bu teori Dessandan teori (yukarıdan aşağıya doğru oluşum) olarak adlandırılır. İkinci ve çoğunlukla Avusturalya’lı araştırmacılar tarafından benimsenen teoride serpantin kütlelerinin derinlerdeki  CO2 içeren termal suların etkisi ile ayrışması ve açığa çıkan Mg+2 iyonlarının bu sular vasıtasıyla serpantin içindeki çatlak sistemleri boyunca manyezit yataklarını oluşturması, esas alınmaktadır. Bu teori asendan teori (aşağıdan yukarıya doğru oluşum) olarak adlandırılır. Son yapılan araştırmaların ışığı altında kriptokristalin manyezit yataklarının oluşumu şöyle özetlenebilir; Önemli miktarda CO2 kapsayan yağmur suları, atmosfer ve yer yer biyojen olaylarının etkisiyle ultrabazik kayaç kütlelerini alterasyona uğratmaktadır. De Vietter’in (1995) Küba’da, Schellamnn’ın (1968) Yeni Kaledonya serpantin kütlelerinde yaptığı araştırmalarda ispatladığı gibi, bu alterasyonda ilk mobilize olup suda erir duruma gelen iyon Mg+2 katyonu olmaktadır. Geride ise SiO2 ve oksitlenmiş halde alüminyum ve demir kalmakta ve böylece magnezyum ekstraksiyonu gerçekleşebilmektedir. Serpantin kütlesinden ayrılan Mg+2 katyonları yağmur suları ile mevcut çatlak sistemleri boyunca ya yeraltı suyuna karıştırmakta veya yerüstü su sistemi vasıtasıyla denize ulaşmaktadır. Özellikle magnezyumlu suyun çatlaklar boyunca yeraltı suyuna karışması esnasında çevredeki serpantinden magnezyum ekstraksiyonu gittikçe artarak doyum noktasına erişmektedir. Böylece magnezyumun bir kısmı yağmur suyundan gelen CO2 ile birleşerek manyezit, bir kısmı da Mg(OH)2 şeklinde çatlağı doldurmaktadır. Bu oluşumu etkileyen en önemli faktörlerden biri bölgenin jeotektoniğidir. Eğer bölgede sıkışma tektoniği olursa çatlak sistemleri sıkıştırılacağından manyezitin çatlak sistemleri boyunca yataklanması engellenmiş olur. Ayrıca, mevcut tektoniğin ne hızla ne de yavaş bir erozyona elverişli olmaması gerekir.zira birinci halde ultrabazik kütleden magnezyum ayrışması için yeterli zaman olmayacaktır, ikinci halde ise birim zaman başına ayrışan magnezyum miktarı çok düşük olacağından, kalıcı bir yataklanma önlenmiş olur. Manyezit oluşumunda en uygun şartlar Oligosende Türkiye’de gerçekleşmiştir. Anadolu’nun büyük bir kısmı blok halinde yükselirken, temelleri daha önce belirlenen tektonik yapılar genişleyerek daha iyi bir yataklanmaya sebep olmuştur. Bunun yanında blok halinde yükselme, ölçülü hızdaki erozyonu gerçekleştirerek en uygun oluşum şartlarından birini sağlamıştır. Böylece, Türkiye’de metrelerce kalınlıkta manyezit damarlarının oluşması mümkün olmuştur. Jeotektoniğin yanında iklim de diğer önemli bir faktördür. Manyezit oluşumuna en uygun iklim yazları nispeten kurak, kışları yağışlı ve subtropik değişim iklimi olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu iklim sayesinde, magnezyumu diğer bileşkenlerden (Fe, Si, O2, Al, Ca ve nispeten Cr) ayırmanın mümkün olduğu bilinmektedir. Mobilize olan magnezyumlu yerüstü sularının kapalı havzalarda toplanması ve çökelmesi sonucu sedimenter manyezit yatakları da oluşabilmektedir. Ancak buradaki nihai manyezit oluşumu daha çok diyajenetik safhada gerçekleşmektedir.

3.Sedimanter Yataklar:

Birincil manyezit yataklarından ikincil klasik ve kimyasal sedimanter yataklar oluşmaktadır. Çok nadirdirler. Brusit yatakları bu tipe girerler. Daha ziyade Yugoslavya, Brezilya, Avustralya ve Çin’de bulunurlar. Ülkemizde; Denizli’de Hırsızdere – Çambasıköy (brennich, 1959 ) ; Erzincan’da Çayırlı – Çataksu Köyü (Tuncalı , 1973 ) ve Konya – Yunak ( Tümer ve Akınal , 1976) , manyezitce zengin yerüstü sularının kapalı yerlerde toplanıp çökmesiyle oluşan kimyasal sedimanter yataklardır. Ancak nihai manyezit oluşumu daha çok diagenetik safhada gelişmektedir. Çankırı’nın  Orta ilçesi , Kumluca Karaağaç köylerinde neojen oluşumlu yataklar vardır. Denizli ‘deki yataklar 3 tabakadan oluşan ve damar kalınlığı 3 m ye ulaşan yataklardır. Seviyeler serpantin ve gabro kökenli klastik sedimanlar içinde yer alır. SiO2 ve CaO içerikleri yüksektir, bu tip yataklar işletilmemektedir. Salda gölü (Yeşilova , Burdur’a 60 km ) ve Quessland Avustralya’da keşfedilen manyezit yatakları düşük demirli ikincil kriptokristalin tip yataklardır. Bunlar birincil ana kayacı serpantin olan manyezit stokwerklerinin hava şartlarında aşınma , taşınma ve sulu ortamlarda çökelmesiyle oluşmuştur (klasik sedimanter yatak) (Schimd 1987). Bu ortamlarda gelen serpantin ve manyezit çamur matrisinde farklı konsantrasyonlarda MgcO3, Mg(OH)2, (Mg,Ca)CO3 ve MgSiO2 şeklinde Fe , Al , Cr , Mn , Na ve Ca iz elementleriyle tamamen bozuşur ve çökelir. Sonunda MgCO3  ve Mg(OH)2  tekrar kristalleşir ve nodüller halinde toplanır ve çamur içeren göl kenarlarına sıvanır. Bu tip ikincil manyezit yatakları orijinal ana serpantin kayaçlarından daha fazla manyezit içerir. Çünkü doğa bunları bir ön zenginleştirmeye tabi tutmuştur. Salda gölü yaklaşık 60 km² genişlikte ve 190 m derinliktedir. Göl yanında oldukça çok serpantin oluşumları mevcuttur (Arap Ömer Deresi civarı). Serpantinler yağmur sularıyla göle taşınmaktadır. Nehir ağzında manyezit çakıllarından oluşan tepeler görülebilir. Periyodik kuruma ve taşmalar neticesinde su seviyesinde olan değişmeler kenarlarda manyezit çamurları oluşturmuştur. Yeni veya birikmiş birikintilerden oluşan yarı kuru çamur matrisi atmosferden ilave CO2 alır. Periyodik dalga hareketi veya kristalleşme safhasında su akışı kristalleşmemiş SiO2, Fe2O3, Al2O3, CaO gibi safsızlıkları yeni oluşan manyezit nodül ve parçalarından uzaklaştırır. Salda Gölünde yıkanan kristalleşmemiş safsızlık sedimanları çökelir. Hızlı rüzgarlar kıyıda 10 m ye varan yüksek safsızlıkta manyezit çakıllarından oluşan tepeler oluşturur. Türkiye’de sedimanter manyezit yataklarından en önemlisi Erzincan İli Çayırlı İlçesi Aravans köyü civarında bulunmaktadır. Erzincan’daki yataklar rezerv olarak önemli olup uzun yıllarca işletilmiş ve ilerideki yıllarda işletilecek kalite ve rezervedir.

4.Evaporatik (buharlaşma ) yatakları:

Bazı magnezyum klorür ve sülfatlar evaporatik yataklarda bulunur. Bunlar potas üretiminde yan ürün olarak çözelti madenciliğiyle elde edilir. Bu magnezyum bileşikleri ve metalik ,Mg üretiminde kullanılır. Doğu Almanya’da bu tip yataklar vardır.

Manyezit üretim prosesleri  (suni manyezitler):

Deniz ,göl veya nehir sularından manyezit elde etmek mümkündür.Avantaj ve dezavantajları aşağıdaki gibidir.

Avantajları :

    • Yüksek saflık.
    • Müşteri isteğine göre ayarlanabilen kimyasal analiz.
    • Yüksek yoğunluğa sinterlenebilme .
    • Kolaylıkla ayarlanabilen kireç /slika oranı

Dezavantajları :

    • Yüksek bor içeriği (özel yöntemlerle azaltılabilir ).
    • Enerji tüketimi doğal kökenlilere göre çok fazla olması.

Başta Karnalit, Kieserit, Kainit, Polihalit olmak üzere bünyesinde Mg bulunduran bazı magnezyum klorür ve sülfatlarlar, evaporit yatakların içerisinde diğer mineralleri içeren tuzlarla birlikte bulunabilirler. Potas üretiminde yan ürün olarak “Solution Mining” yöntemi ile sondaj eriyiklerinden Mg eriyik halinde elde edilebilir. Ancak bu yolla elde edilen evaporitik magnezyum mineralleri, daha çok metalik magnezyum eldesinde kullanılırlar. Magnezyum ve magnezyum bileşikleri üretiminde hammadde olarak en fazla manyezit cevheri üretilmekle birlikte, deniz suyundan magnezya ve daha sonra magnezyum klorür eldesinde katkı maddesi olarak dolomit, forsterit malzeme üretiminde olivin ve yine metalik magnezya eldesi için de evaporitik magnezyum mineralleri üretilmektedir. Ayrıca deniz ve göl sularından da çeşitli prosesler ile metalik magnezyum üretilmektedir.Son yıllarda deniz ve göl sularından elde edilen manyezit miktarı önemli ölçüde artmıştır. Bunun nedeni, bu proseslerle elde edilen manyezitlerin yakılarak Kostik Kalsine ile Sinter Manyezit (Magnezya – MgO) ile ergitilmiş (Fused Manyezit) üretimine geçilmiş ve bu üretimin yaygınlaşmış olmasıdır. Deniz ve Göl sularından elde edilen Sinter Manyezit ve Fused Manyezit piyasası çok hızlı şekilde artmaktadır. Çünkü Fused Manyezitin refrakter malzemelere kazandırdığı yüksek aşınma direnci ve mükemmel korozyon rezistansı özelliklerinden dolayı son derece  önemli bir hammaddedir. Ayrıca Fused Manyezit yüksek teknolojik malzemelerde de (optik ekipmanlar, nükleer reaktörler ve roket nozulları) kullanılır.

MANYEZİT CEVHERİNDE ARANAN ÖZELLİKLER

Bazik refrakter malzeme üretiminin temel hammaddesi olan ve kullanım alanının en büyüğünü oluşturan manyezit cevherinin, refrakter malzeme üretiminde kullanılabilmesi için;

a-Jel manyezitte 1-Düz Kalitede : Ortalama : max % 1.00 SiO2, max % 1,30 CaO ve max % 0,5 Fe2O3, 2-Ters Kalitede : Ortalama : max % 1.70 SiO2,max % 0.80 CaO  ve max % 0.30 Fe2O3 Ters kalite son yıllarda istenen bir manyezit kalitesidir. Refrakter  üreticileri ters kalite manyeziti sinterleştirip Forsterit (2MgO.SiO2) oluşturarak refrakterin en önemli kullanım alanı olan yüksek fırınlar ile çelik üretim potalarında tamir harcı yapmaktadırlar. Geliştirilen özel harç püskürtme makineleri ile fırın ve potalar tam olarak soğutulmadan tamir yapabilmektedirler. Böylece  fırın ve potaların tamamen soğutulması ve yeniden ısıtılmasındaki zaman ve maliyet kayıpları önlenmektedir.          

b-Kristalen manyezitte Max % 3 SiO2, max % 2,0 CaO ve max % 4,0 Fe2O3  bulunması istenmektedir. İstenen bu rakamlar cevher zenginleştirme tekniklerinin gelişmesiyle değişebilir. Bu oranların artması halinde cevher kullanılmaz hale gelir. Refrakter tuğla yapımında kullanılacak cevherin CaO/SiO2 oranının 2/1 olması istenir. Bu oranlarda, kalsiyum ve silisyum tuğla bünyesinde bağlayıcı görevi  yapmaktadır. Manyezitin en büyük kullanım alanı bazik refrakter malzeme (tuğla-harç vb.) üretimi olduğu için fiyatlandırmada, manyezit içinde bulunan empüritelerin sinter manyezit ve refrakter malzemeye yaptığı etkiler göz önüne alınmaktadır. Aşağıda özetle bu konu açıklanmaktadır. Bazik refrakter malzeme üretiminin temel hammaddesi olan manyezit cevherinin, refrakter malzeme üretiminde kullanılabilmesi için;

Jel Manyezitte : 1-Düz Kalitede : Ortalama : max % 1.00 SiO2, max % 1,30 CaO ve max % 0,5 Fe2O3, 2-Ters Kalitede : Ortalama : max % 1.70 SiO2,max % 0.80 CaO  ve max % 0.30 Fe2O3 Kristalen Manyezitte Max % 3 SiO2, max % 2,0 CaO ve max % 4,0 Fe2O3   bulunması istenmektedir. İstenen bu rakamlar cevher zenginleştirme tekniklerinin gelişmesiyle değişebilir. Bu oranların artması halinde cevher kullanılmaz hale gelir. Refrakter tuğla yapımında kullanılacak cevherin CaO/SiO2 oranının 2/1 olması istenir. Bu oranlarda, kalsiyum ve silisyum tuğla bünyesinde bağlayıcı görevi  yapmaktadır. Manyezit’te genellikle Fe2O3 oranının % 0,20 Al2O3 oranının ise % 0,10 civarında olması istenmektedir. Son yıllarda özellikle tamir harçları ile Forsterit tuğla üretiminde kullanılmak amacıyla SiO2 / CaO oranı ½ olan (SiO2 = %1-1.5 ,  CaO = %0.50 – 0.75) manyezit’te alıcı bulmaktadır. Kostik Kalsine üretiminde kullanılan manyezitte ise demir (Fe2O3) % 0.10 ‘dan az olmak zorundadır. Bu Sektörde SiO2  %3 ‘e kadar kullanılabilirken CaO = %1-1.5 civarında istenmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

MANYEZİTİN KULLANIM ALANLARI

Üretilen manyezit cevherinin % 90’dan fazlası kostik kalsine manyezit ve sinter manyezit’e dönüştürülerek bazik refrakter tuğla yapımında kullanılmaktadır. %10 oranındaki ham manyezit ise, magnezyum tuzları ve bazı ilaç yapımı ile çimento, kimya,araba lastiği, kağıt ve şeker sanayinde kullanılır.Ucuz Çin ithalatının Avrupa’daki baskısına rağmen, PPL dünya çapındaki MgO-C tuğla uygulamalarında kendine yer açmış ve yüksek saflıkta sinter üretimine devam etmektedir.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

Top