manganez dioksit

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Bitkilerde Mangan Eksikliği ve Belirtileri

Toprakta bulunan mangan bileşikleri ile toprak pH’i arasında yakın bir ilişki vardır. Asit topraklarda mangan bileşiklerinin çözünürlüğü nedeniyle mangan alınabilirliği oldukça yüksektir.  Buna karşılık, pH’i yüksek topraklarda mangan alınabilirliği düşüktür. pH’ ın bir birim yükselmesi ile çözünen Mn+2 iyonu miktarı 100 kez azalmaktadır. Bu nedenle de pH’i yüksek olan topraklarda yetiştirilen bitkilerde mangan noksanlığı sık görülür.

Bitkilerde Mangan Eksikliği sorhocam ile ilgili görsel sonucu

Mangan noksanlığına ait simptomlar magnezyum noksanlığına benzer. Yapraklarda damarlar arasında sararma görülür. Ancak magnezyum noksanlığında simptomlar önce yaşlı yapraklarda görülmesine karşılık, mangan noksanlığı genç yapraklarda görülür. Dikotiledon bitkilerde mangan noksanlığında damarlar arası kloroza ilave olarak, yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. Monokotiledon bitkilerde, özellikle yulafta yaprakların alt bölümlerinde yeşilimsi gri benekler ve çizgiler oluşur.

 

Mangan noksanlığının görülme sıklığı ve şiddeti mevsimsel koşullara da bağlıdır. Noksanlık genellikle soğuk ve yağışlı mevsimlerde şiddetli görülmektedir. Bu koşullarda kökün metabolik aktivitesi düşmekte ve mangan alımı azalmaktadır. Mangan noksanlığı, Yaşlı yapraklarda sararmaya neden olur. Ancak sürgünlerdeki genç yapraklar yeşil kalır. Uç sürgünlerin büyümeleri bittiğinde,  noksanlık görülebilir. Mangan noksanlığı, genç yapraklarda görülmeyişi ile demir noksanlığından veya damar aralarında nekrozlara neden olmayışı ile de magnezyum noksanlığından ayrılabilir.

Mangan noksanlığına en duyarlı sebzeler, fasulye, soğan, bezelye, salatalık, domates; en az duyarlı sebze pırasa olup diğer sebzeler orta derecede duyarlıdırlar. Tarla bitkileri ve meyvelerden mangan noksanlığına özellikle duyarla olanlar elma, kiraz ve turunçgillerdir, yulaf, bezelye, şeker pancarı, patates, pamuk, yer fıstığı mangan noksanlığına duyarlıdır.

Turunçgillerde mangan noksanlığı sık görülür. Esasen kireçli topraklarda elma, armut, kiraz, erik gibi meyve ağaçlarında da mangan noksanlığına oldukça sık rastlanır. Özellikle uzun süren kurak dönemlerden ve uzun süren yağışlı havalardan sonra mangan noksanlıkları ortaya çıkabilmektedir.

Narenciyede Mangan noksanlığına ait simptomlar magnezyum noksanlığına benzer. Yapraklarda damarlar arasında sararma görülür. Ancak magnezyum noksanlığında simptomlar önce yaşlı yapraklarda görülmesine karşılık, mangan noksanlığı genç yapraklarda görülür. Mangan noksanlığında damarlar arası kloroza ilave olarak, yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur.

Mangan noksanlığının görülme sıklığı ve şiddeti mevsimsel koşullara da bağlıdır. Noksanlık genellikle soğuk ve yağışlı mevsimlerde şiddetli görülmektedir. Bu koşullarda kökün metabolik aktivitesi düşmekte ve mangan alımı azalmaktadır.

Ceviz ağaçlarında mangan noksanlığı belirtileri, birbirlerine benzerlik gösterir. Hafif ve orta derecede noksanlık halinde, genç yapraklarda, damar aralarında hafif renk açılması ortaya Bu renk açılması oldukça hafif olup, ancak, yaprak ışığa tutulduğunda görülebilir derecededir. Noksanlığının daha şiddetli olması halinde renk açılması artar ve yaprak ağ görüntüsü alır. Daha sonraki aşamada, için yaprak yüzeyini beyazımsı sarı renkli noktalar kaplar.

Mangan noksanlığına ait simptomlar magnezyum noksanlığına benzer. Yapraklarda damarlar arasında sararma görülür. Ancak magnezyum noksanlığında simptomlar önce yaşlı yapraklarda görülmesine karşılık, mangan noksanlığı genç yapraklarda görülür. Dikotiledon bitkilerde mangan noksanlığında damarlar arası kloroza ilave olarak, yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. Monokotiledon bitkilerde, özellikle yulafta yaprakların alt bölümlerinde yeşilimsi gri benekler ve çizgiler oluşur.

Elma ağaçlarında mangan noksanlığı simptomları birbirlerine benzerlik gösterir. Hafif ve orta derecede noksanlık halinde, genç yapraklarda, damar aralarında hafif renk açılması ortaya Bu renk açılması oldukça hafif olup, ancak, yaprak ışığa tutulduğunda görülebilir derecededir. Noksanlığının daha şiddetli olması halinde renk açılması artar ve yaprak ağ görüntüsü alır. Daha sonraki aşamada, için yaprak yüzeyini beyazımsı sarı renkli noktalar kaplar.

Meyve ağaçlarında mangan noksanlığı simptomları, kolaylıkla, demir noksanlığı ile karıştırılabilir. Yaprak analizleri doğru teşhis için önemli bir araçtır. 25 – 30 ppm az Mn bulunursa, mangan noksanlığı muhtemeldir. 20 ppm’den düşük Mn ise kesin noksanlığa işaret eder. Taş çekirdekli meyvelerden şeftali, kaysı ve erik ağaçlarına göre daha çok mangana ihtiyaç gösterir. Esasen kireçli topraklarda elma, armut, kiraz, erik gibi meyve ağaçlarında da mangan noksanlığına oldukça sık rastlanır.

Asmada mangan noksanlığında yaprak yüzeyinde uniform bir sararma olur. Yapraklar normalden ve açık yeşil renklidirler. Zamanla çok sayıda, küçük nekrotik lekeler ortaya çıkar sonunda sarı bölgeler kahverengine döner ve yaprak ölür.

Şeker pancarında mangan noksanlığında  genç yapraklar açık, parlak yeşil renkli olurlar. Yaşlı yapraklarda ağ şeklinde veya noktalar halinde klorotik lezyonlar oluşur. Özellikle yaşlı yapraklarda damarlar koyu yeşil renklerini korurlar. Yapraklar kenarlardan içe doğru kıvrıktırlar. Şeker pancarı tarafından alınan mangan miktarı çok azdır ve pek çok toprakta yeterli miktarda alınabilir mangan bulunur.

 

Bu nedenle, mangan eksikliği sık oluşmaz. Fakat mangan eksikliği görülebilir. Örneğin, toprak pH’ının yüksek olmasından dolayı bitki çözünmemiş durumdaki manganı, kuraklık görülüyorsa veya toprak organik maddece zenginse ( fazla miktarda organik gübrelemeden sonra veya çayır alanlar yeni sürülmüşse ) mangan eksikliği görülebilir. Mangan eksikliği ileri durumda ise şeker verimi % 30’a kadar düşebilir. Belirtilerin ilerlemesi, yapraktan Golden mangan uygulanarak önlenebilir. Bu, yalnızca mangan eksikliğinden dolayı oluşacak verim düşümünü önlemekle, kalmaz aynı zamanda diğer yetersizliklerin ve çıkış sonrası kullanılan herbisitlerin olumsuz etkilerini de önler. Yetersizlik, ağır topraklarda veya pH 6,0’nın altındaki hafif asidik topraklarda görülmez, fakat toprak fazla asidik ise ( pH 5,0’in altında ) mangan zehirlenmesi görülebilir. Yaprakların açık yeşil olması ve gelişmesinin yavaşlaması, azot eksikliği belirtilerine benzer.

 

Patateste mangan noksanlığı en genç yapraklar açık renkli ve solgun görünümdedirler. Genç yaprakların damar aralarında renk açılarak kloroz çıkar ve hemen arkasından çok sayıda kahverengi noktalar şeklinde lekeler çıkar. Lekeler daha çok ana damar çevresinde toplanırlar ve yaprak sapına doğru iyice sayıları artar. Bitki bodur kalır.

 

Çilekte mangan noksanlığında bitkide yapraklarda damarlar ve yaprak kenarları koyu yeşil renkli görünürler. Aralarda renk donuk sarımsı yeşildir. Menekşe ve kahve renkli noktalar olu, noktalar yaprak kenarlarına doğru daha yoğundur. Simptomlar orta yapraklarda kendini gösterir.

 

Çeltikte mangan noksanlığında daha çok genç yapraklarda, damarlar arasında sarı ve açık yeşil çizgiler oluşur. Yaşlı yapraklar da sarımsı yeşil renktedirler. Çizgiler yaprak ucundan başlayarak damarlara paralel olarak orta kısımlara doğru yayılır. Daha sonra koyu kahve renkli, nekrotik lekeler oluşur. Yeni çıkan yapraklar kısa, dar ve açık yeşil renkli olurlar ve hızlı bir şekilde nekroz geliştirirler. Kardeşlenme çok zayıftır veya hiç yoktur. Kök ge­lişmesi gerilemiştir. Tane oluşumu ise ya yoktur veya çok azdır.

 

Mısırda mangan noksanlığında genç ve yaşlı yapraklarda, yaprakların orta kısımlarında sarımsı yeşil çizgiler oluşur. Benzer kloroz demir noksanlığında da görülmekle beraber, demirde bu simptomlar başlangıçta sadece genç yapraklardır. Mangan noksanlığının şiddetli olması duru­munda sarı renkli çizgiler nekrotik bir hal alır ve iyice beyaza döner. Genç yapraklar çıkarken genelde beyaz soluk yeşildirler. Noksanlık hafif olsa dahi ürün miktarında azalma kaçınılmazdır.

 

Fasulye çeşitlerinde mangan noksanlığında, genç yapraklarda damarlar arasında benekli ağ şeklinde kloroz görülür ve aynı anda yaprak kenarlarında noktalar halinde nekrozlar oluşur. Noksanlığın şiddetli olması durumunda, nokta çeklindeki bu nekrozlar birleşerek geniş lekeler oluştururlar. Yaprak kenarları kıvrılır ve kurur. Eğer noksanlık uzun ire şiddetli şekilde devam ederse yaşlı yapraklarda da damarlar arası sararma olur ve yapraklar ölür. Tane oluşumu yok gibidir, olan tanelerin üzerinde de kahve – siyah renkli lekeler mevcuttur.

 

Domates bitkisi de mangan noksanlığına oldukça duyarlı bir bitkidir. Noksanlık kendini yapraklarda ince damarlar arasında renk açılması şeklinde belli eder. En ince damarlar dahil, yeşil damarlar arasında, damarlarla çevrelenmiş açık renkli adacıklar halinde bir görüntü oluşur. Oldukça tipiktir. Daha sonra hücrelerin ölmesi neticesinde yaz lekeler kahverengine döner. Yaprak saplan ve gövde üzerinde de kahve ve siya kahve renkli nekrotik lekeler oluşur. Noksanlık sürerse büyüme noktaları ölür. Noksanlık şiddetli ise çiçek ve meyve azalır. Meyvede şeker ve C vitamini kapsamı düşük olur.

 

Marulda mangan noksanlığında noksanlık tüm bitkide rengin sarıya çalan yeşil veya belirgin sarı görüntü almasına neden olur. Öncelikle yaşlı yapraklarda damarlar arasında renk açılır. Kahverengi noktalar şeklinde nekrozlar oluşur. Bu lekeler özellikle yaşlı yapraklarda yaprak kenarlarında kendini gösterir. Antosiyan içeren çeşitlerde kırmızımsı renk görülür.

 

Hıyar bitkisi mangan noksanlığına çok duyarlıdır. Noksanlık yapraklarda ağ şeklinde yeşilimsi sarı veya tamamen sarı kloroz şeklinde görülür. Başlangıçta en ince damarlar dahi yeşil renklerini korurlar. Sonraları ana damarlar dışında renk sarı ve sarımsı beyaza döner. Kahve renkli lekeler oluşur. Uç yapraklar neredeyse tamamen beyaz olurlar. Büyüme geriler ve yeni çıkan yapraklar küçük kalırlar.

 

Çiçekli süs bitkilerinde mangan noksanlığı, diğer bitkilerde tarif edilenlere benzer simptomlara neden olur. Ancak yaprağın ve damarların, şekline göre bazı değişiklikler olur.

 

Bitkilerde mangan noksanlığı çoğu kez kireçli, pH’i yüksek topraklar üzerinde yetiştirilen bitkilerde görülür. Böyle durumlarda toprağa mangan sülfat gibi tuzlar vermek genellikle yarar sağlamaz. Çünkü toprağa verilen Mn+2 kısa sürede yükseltgenir ve alınamaz hale geçer. Bitkilerin Mn kapsamları çoğunlukla 20– 400 ppm arasında bulunmaktadır. Bununla birlikte birçok bitkide yapraklarda 20-25 ppm ve üzerinde Mn bulunması bitki için yeterli olmaktadır.

 

Bitkide hücre organelleri içerisinde mangan noksanlığına karşı en duyarlı olan organeller kloroplastlardır. Mangan noksanlığında kloroplast oluşumu bozulur. Mangan noksanlığı çeken bitkilerde hücreler küçülür, hücre duvarı hâkim duruma geçer. Yulafta sık görülen mangan noksanlığının bu belirtisine gri benek hastalığı adı verilmektedir. Noksanlıktan etkilenen bitkinin turgoru bozulur ve hastalığın ileri aşamasında yapraklar orta kısımlarından kırılarak üst bölümleri aşağı sarkar. Buğday ve arpa bitkilerinde noksanlık simptomları da yulaftakine benzer, ancak daha az belirgin haldedir.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Suda Arsenik Giderilmesinde etkili ürün Pars Pro50

Pars Pro50 DMRSÜREN Kimya San.Ltd Şti nin yerli ve yabancı maden ocaklarından özenle seçmiş olduğu İçme suyunda demir mangan ve arsenik problemini ortadan kaldırmak için geliştirilmiş, yüksek mangandioksit içerikli özel filtre mineralidir.

Suda çözünmüş demir, mangan,nitrat ve arsenik iyonlarını filtre yatağında tutulmasını sağlar, oksitlenmiş demir, mangan ve arsenik iyonlarının çökelerek tutulmasını sağlayan, katalitik etkiye sahiptir.

Mineralin ömrü 5 – 10 yıl gibi çok uzundur. Düzgün projelendirilmiş ve imal edilmiş filtrelerde yıllarca çalışarak sürekli  olarak kesintisiz arıtım gerçekleştirir.

 

Sudaki Arseniği Giderme Yöntemleri

  1. Floklama sonrası filtrasyon: Arsenik, karakteri gereği, doğru pH derecesinde demir maddesine bağlanır veya demir tarafından adsorbe edilir. Örneğin suya demir klorür (FeCl3) vererek yapılan floklama sırasında arseniğin belli bir oranını bağlamak mümkündür. Daha sonra su çok iyi filtre edilmelidir. Bu filtrasyonun kalitesi çok önemlidir. Hatta “Ultra Filtrasyon” gibi yöntemler ile demire bağlı arseniği yüksek oranda sudan ayırmak mümkündür. Yüksek kalitede

filtrasyonun ikinci önemi, suyun tadını ve rengini bozan demir partiküllerinin iyi su tarafına kaçmasını önlemektir.

  1. İyon değiştirici ile arsenik giderimi: Klasik yöntem olan iyon değiştirici reçineler ile arsenik ve bununla beraber başkaca mineralleri sudan gidermek mümkündür.
  1. Ters ozmoz tekniği ile arsenik giderimi: Suyun kalitesi düzeltilmek istendiğinde, yalnızca arsenik değil, başkaca minerallerin % 90 – % 95’i ters ozmoz tekniği ile sudan ayrılabilir. Hatırlatalım ki, As(III) önce okside edilmeli ve As(V) formuna dönüştürülmeli, daha sonra ters ozmoz ile sudan ayrılmalıdır. Çünkü As(III) ters ozmoz mambranlarından dahi kısmen geçebilen bir maddedir.
  1. Adsorban türü filtre dolgu malzemesi ile arsenik giderimi: Son yıllarda icat edilen bazı filtre dolgu malzemeleri arseniği adsorbe edebilir. Her bir adsorban malzemenin özellikleri farklı, etkili olduğu pH dereceleri farklıdır. Bazı model adsorbanlar rejenere edilebilir, diğerleri arseniğe doyduğunda atılıp yerine yenisi konur.

Yalnızca arseniği adsorbe eden herhangi bir malzeme henüz icat edilmemiştir. Suda arsenik ile beraber bulunması muhtemel silikat, uranyum, vanadyum ve başkaca mineraller arsenik ile beraber adsorbe edilir.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ali perkins ali perkins Yorum yapılmamış

Manganez (Mangan) Nedir? Nerelerde Kullanılır?Özellikleri Nelerdir?

Manganez ya da diğer adıyla mangan. Yer yüzünde en çok rastlanan 12. elementtir ve demir, bakır ve alüminyumdan sonra en çok kullanılan metaldir. Saf mangan, normal hava şartlarına karşı dayanıklıdır. Atom ağırlığı 54,94 g/mol, atom numarası 25 ve ergime noktası 1244°C’dir.

Fosfor, kükürt ve oksijen ile ergime sıcaklığının üstündeki sıcaklıklarda kolay bir şekilde bileşik yapabilmektedir. Bundan dolayı çelik bünyesinde bulunan fosfor ve kükürdün giderilmesinde kullanılmaktadır. Başta demir olmak üzere, bakır, alüminyum ve silisyum ile çeşitli özelliklere sahip alaşımlar yapmaktadır. Bunlardan en çok kullanılanı ise ferromangan (%78 Mn) ve silikomangan (%65-70 Mn) alaşımlarıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Günümüzde artan çelik üretimi, mangan üretimindeki artışa da sebep olmuştur. Pirometalurjik ve hidrometalurjik yöntemler olmak üzere iki çeşit üretim yöntemi bulunmaktadır. Üretilen manganın büyük bir kısmı (%85-90) demir çelik endüstrisinde alaşım elementi olarak kullanılmaktadır. Çeliğe mangan eklenerek; çeliğin dövülme, haddelenme, tokluk, mukavemet, sertlik, aşınma, sertleşebilirlik ve rijitlik gibi özellikleri geliştirilmektedir.

Mangan 1826’da Asya Magnezyum’da keşfedildiği düşünülmektedir ve ilk kez cam eşya yapımında camın rengini ayarlamak için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Az miktarda eklenmesiyle demir elementinden kaynaklanan yeşil rengin giderilmesine kullanılmıştır. Eklemeye devam ettikçe de pembe, mor ve siyah renkleri elde edilmiştir.

1700’lü yıllarda Gahn, mangan metalini saflaştır

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ferromangan endüstriyel olarak ilk kez 1841’mayı başarmıştır. Mangan adı ise ilk kez Buttman tarafından 1808’de kullanılmıştır. İlk kullanışlı mangan cevheri permanganat ise 17. yy.’da Alman kimyacı Glauber tarafından keşfedilmiştir.

de Pourcel tarafından Fransa’da üretilmiştir. Üretimi yapılan ferromangan burada pota çeliği yapımında kullanılmıştır. Yüksek mangan pik ise (%20 Mn ve Fe) ticari olarak 1850’lerde Prussia’da üretilmiştir.

Demir çelik endüstrisinde; çelik alaşımına ferromangan ilave edilmesi ile fosfor ve sülfürün giderilmesi, bu iki elementin çelik üstündeki kötü etkilerin giderilmesini sağlamıştır. Siemens tarafından 1866 yılında patenti alınmıştır. 1875’te yüksek fırında ferromangan üretimi Purcel tarafından başarılmıştır. 1888’de ise Hadfield mangan içeren çelik üreterek çeliğin sürtünme ve aşınmaya karşı olan direncini artırmıştır. Ferromangan ilk kez 1890’lı yıllarda üretilmiştir. 1990’lı yıllarda en çok MnO2 bileşiği kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullanımı ise 1868’de Leclanche tarafından kuru pil sisteminde birincil katot bileşimi olarak kullanılmıştır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganezin Fiziksel ve Kimyasal Özelikleri

Manganez, gümüş renge sahip bir metaldir ve demiri anımsatmaktadır. Aynı zamanda çok sert ve kırılgan bir yapıya sahiptir. En çok metalik formda, alaşımlamada, sülfür, fosfor ve oksijen giderici olarak demirde, çelikte ve demir dışı metallerin üretilmesinde kullanılmaktadır.

Manganez; demir, bakır ve alüminyumdan sonra en çok kullanılan ve yer kabuğunda en çok bulunan 12. elementtir. Periyodik tablodaki yeri 7. grup 4. periyottur. Atom numarası 25 ve atomik ağırlığı 54,94 g/mol’dür. Manganezin bazı özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

Ergime noktası: 1244°C
Kaynama noktası: 2150 °C
Yoğunluk: 7,43 g/cm3
Özgül ısı: 0,115 cal/g
Ergime gizli ısısı: 63,7 cal/g
Lineer genleşme katsayısı: 22×10-6
Sertlik: 5,0 mohs
Sıkıştırılabilme: 8,4×10-7
Buharlaşma gizli ısısı: 53700 cal/g-at
Standart elektrod potansiyeli: 1,134 V
Manyetik hassasiyeti: 8×10-6 cgs

Manganezin α ve β formları kırılgan yapıya sahiptir. γ formu ise şekil verilebilir ve kararsız yapıdadir. Dondurulmuş halde tutulmazsa δ formuna dönüşmektedir. Γ formunun çekme dayanımı 72000 psi, akma mukavemeti 35000 psi, uzaması %40 ve sertlik değeri 35 Rockwell C’dir. γ formu düşük oranda bakır ve nikel eklenmesi ile kararlı hale getirilebilir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganez Mineralleri ve Cevherleri

Saf manganez normal şartlar altında dayanıklıdır. Ergime sıcaklığının üstündeki sıcaklıklarda ise oksijen, fosfor ve kükürt ile kolaylıkla bileşik yapar. Bundan dolayı metallerin kükürtsüzleştirilmesinde ve reoksidasyonunda da kullanılmaktadır. Başta demir elementi olmak üzere, magnezyum, titanyum, silisyum, alüminyum, bakır ve çinko ile çeşitli özelliklerde alaşımlar yapmaktadır. Bunlardan en çok kullanılanları silikomangan (%65-70 Mn) ve ferromangan (%78 Mn) alaşımlarıdır. Mangan, mağmanın kristallenmesi esnasında Fe2+ iyonuyla beraber magmatik minerallerin yapısına girmekte ve özellikle amfibol grubu biyolitlerin ve minerallerin yapısında zenginleşmektedir.

Manganez bileşikleri yer yüzünün geniş bir bölümünde yaygın halde bulunmaktadır ve fazla sayıda mineralde oluşmaktadır. Ticari olarak en önemli olan manganez mineralleri ise oksitli yapıya sahip olan manganez mineralleridir.

Manganez cevherleri şu şekilde sınıflandırılabilir;

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

%35’ten fazla manganez ihtiva eden cevherler; manganez cevherleri, %10-35 manganez ihtiva eden cevherler; demirli manganez cevheri ve %5-10 manganez ihtiva eden cevherler. Bununla beraber üretim yapılabilecek durumda olması için cevherdeki en az manganez miktarı %20’dir.

Bazı manganez bileşikleri:

Oksidasyon Derecesi Kristal Yapısı Örnek
Mn3- Tetrahedral Mn(NO)3CO
Mn2- Kare [Mn (ftalosiyanin)]2-
Mn Trigonal Bipyramid Mn(CO)5-
Mn0 Oktahedral Mn2(CO)10
Mn+ Oktahedral [Mn(CN)6]5-
Mn2+ Tetrahedral MnCl42-
Mn3+ Oktahedral MnF3
Mn4+ Oktahedral MnO2
Mn5+ Tetrahedral MnO43-
Mn6+ Tetrahedral MnO42-
Mn7+ Tetrahedral MnO4

Bireşimli cevherler doğal cevherleri zenginleştirerek üretilmektedir. Manganez cevherleri; metalurjik, pil ve kimyasal kalitede cevher olmak üzere üç kısımda incelenmektedir. Metalurjik kalitedeki cevherler; ferromangan, manganez alaşımları ve kimyasallar için uygundur. Birincil kalitede mangan dioksit en az %85 MnO2 içermesi gerekir. İkincil kalitede olan mangan cevheri ise en az %68 MnO2 içermesi gerekmektedir. Kimyasal kalitedeki manganez cevherleri ise ikiye ayrılmaktadır. Bunlarda tip A kimyasal üretim yöntemlerinde oksidasyon amaçlı, tip B ise permanganat yapımında kullanılmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA  DA..

Yer kabuğunda manganez cevherleri, genellikle oksitli manganez mineralleri halinde bulunaktadır. Oksitli manganez mineralleri; psilomelan, hausmannit, pirolüsit ve manganittir. Karbonatlı manganez minerali ise rodokrozittir.

Sülfürlü manganez cevherleri ticari olarak bir öneme sahip değildir. Fakat bazı silikatları çıkartılmaktadır. Hauerit ve alabandit bilinen sülfürlü manganez mineralleridir. Hauerit nadir bulunan bir manganez mineralidir.

Yer kabuğunda bileşiminde manganez ihtiva eden 300’ü aşkın mineral bulunmaktadır. En çok öneme sahip manganez mineralleri; pirolusit, ramsdellit, polianit, manganit, kriptomelan, psilomelan, hausmanit, branuit, bixbit, jakopsit, hollandit, koronadit ve rodokrosittir. Aşağıdaki tabloda ticari olarak en çok öneme sahip manganez minerallerinin özellikleri verilmiştir.

Önemli mangan mineralleri
Bazı mangan mineralleri: a) Manganit b) Pirolusit c) Psilomen d) Rodokrozit e) Brounit f) Todoriket

Manganez Cevherlerindeki Empüriteler

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganez cevherinde bulunan empüriteler 4 genel gruba ayrılabilir. Bunlar;

  1. Metaller: Demir, bakır, çinko, gümüş, kurşun
  2. Gang: Kireç magnezyum oksit, alümina, silis
  3. Uçucular: Su, organik maddeler, karbondioksit
  4. Metalik olmayanlar: Fosfor, kükürt

Bakır, çinko ve kurşun, cevherde olmaması istenen metallerdir. Bu üç elementin miktarı istenilen sınırlarda olması gerekmektedir. Eğer bu elementler cevher içerisinde yüksek miktarda ihtiva ediyorsa, cevher ekonomik olarak uygun değildir.

Cevherin ekonomik olarak bir değere sahip olması için alümina, magnezyum oksit, silisyum ve kireç miktarları çok önemlidir. Eğer bu değerler istenilen miktarlardan fazla ise cevher ekonomik olarak değerli değildir. Bunun sebebi ise manganezin üretiminde, bu elementlerin miktarları fazla olması nedeniyle, manganın ergitilmesi sırasında yüksek cüruf hacmine sebep olmaktadır. Yüksek cüruf hacmi olursa kok tüketimi artar ve bu da prosesin ekonomikliğini etkiler.

Manganez cevherlerinin büyük bir kısmı su içermektedir. Karbondioksit ve suyu bünyeden uzaklaştırmak için kalsinasyon işlemi uygulanmaktadır. Rodokrosit cevherinde %38 karbondioksit bulunması nedeniyle şarjdan önce mutlaka kalsine edilmesi gerekmektedir.

Sülfür ve fosfor manganez cevherlerinde istenmeyen empüritelerdir. Bunlar cevher bünyesinde bulunuyorsa, ergitme sırasında nihai ürüne geçerler. Yüksek fosforlu cevherlerden fosfor giderilmesi de mümkün değildir. Cevherde sülfür bulunuyor ise ergitme sırasında manganezle birleşerek mangan sülfür olarak cürufa geçeceğiden dolayı fosfor kadar sorun teşkil etmez.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Mangan Rezervleri

Dünyadaki Mangan Rezervleri

Yer kabuğunda toplam manganez cevheri miktarı yaklaşık olarak 5 milyar ton olduğu tahmin edilmektedir. Düyanın manganez ihtiyacını karşılayan cevherler genellikle Çin, avusturalya, Gabon, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’dan çıkarılmaktadır. Ayrıca bunların yanında okyanus diplerindeki nodüller de önemli manganez kaynaklarındandır. Aşağıdaki tablodan dünya üzerinde bulunan manganez rezervlerini inceleyebilirsiniz.

Dünyadaki manganez yatakları

Türkiye’deki Manganez Cevherleri

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Türkiye’de yer alan manganez yatakları, dünya çapında büyük olan yataklardan değildir. Türkiye’deki mevcut yataklarda da manganez tenörü yüksek değildir. Yer alan rezervlerin büyük bir kısmı demirli mangan cevherleri oluşturmaktadır. Bu cevherlerde mangan %10-35 oranlarında bulunmaktadır. Türkiye’nin rezervlerinde en çok bulunan demirli mangan cevherlerinin, mangan cevheri olarak kullanımı yoktur. Bu cevherler demir-çelik fabrikalarında sinterde kullanılarak, mangan cevheri kullanımından tasarruf sağlanmaktadır. Türkiye’de manganlı demir cevherleri de bulunmaktadır. Miktarı %5 ila %10 mangan ihtiva eden cevherlerdir. Türkiye’de yalnızca Hekimhan-Devecinde bulunan manganez cevherleri metalurjik mangan cevheri grubunda kullanılabilir.

Türkiye’de manganez cevheri bulunan görünür tahmini olarak 4,5 ton olup, en önemli rezerv ise 4 milyon ton ile Denizli Tavas’tadır. Aşağıdaki tablodan Türkiye’de bulunan mangan rezervlerini inceleyebilirsiniz.

Türkiye manganez yatakları

Manganezin Kullanım Alanları

Manganez önemli ölçüde demir-çelik ve kimya sanayisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Üretilen manganın yaklaşık olarak %90’ı demir çelik sanayiinde kullanılmaktadır. Kalan kısmı ise kimya sanayiinde kullanılmaktadır. Bunlar haricinde manganez; alüminyum endüstrisinde alaşım malzemesi olarak, pil üretiminde, cam ve seramik endüstrisinde, elektrolitik çinko üretiminde, kaynak endüstrisinde, oto boyası, çimento, refrakter, petrokimya, fotoğrafçılık, suni gübre ve ilaç endüstrisinde kullanılmaktadır. Mangan dülfat ise kimya endüstrisinde, ilaç endüstrisinde ve gübre endüstrisinde kullanılmaktadır.

Neredeyse tüm çelik türlerinin bünyesinde mangan elementi yer almaktadır. Hadfield çeliğinde manganez miktarı %13-14’lere kadar çıkmaktadır. Manganez elementinin eklenmesiyle; çeliğin dövülme, haddelenme, mukavemet, tokluk, sertlik, aşınma, sertleşebilirlik ve rijitlik gibi özelliklerini geliştirmektedir. Ayrıca manganez çelik sanayiinde sülfür ve oksijen gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

Çelik üretimi

Manganezin, çeliğin bahsi geçen özelliklerinin geliştirilmesi sebebiyle makas üretiminde kullanılacak olan çeliklerin yapımında mangan ilavesi yapılmaktadır. Aynı zamanda zırh çeliklerinin üretiminde de mangan ilavesi görülmektedir.

Manganez içeren bakır alaşımları ise, elektrik iletkenliğinin düşük olmasından dolayı, duyarlı elektrik dirençlerinde ve ısıtıcı rezistansların üretiminde kullanılmaktadır.

Manganez alüminyum alaşımları, meşrubat kutularının sertliğini artırmak için kullanılmaktadır.

Manganez tuzları (sülfat, karbonat, oksit, klorür) kolloidal halde enfeksiyon oluşumuna karşı hücre metabolizmasını hızlandırıcı olarak anemi tedavisinde de kullanılmaktadır.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Manganez (Mangan) Nedir? Nerelerde Kullanılır?Özellikleri Nelerdir?

Manganez ya da diğer adıyla mangan. Yer yüzünde en çok rastlanan 12. elementtir ve demir, bakır ve alüminyumdan sonra en çok kullanılan metaldir. Saf mangan, normal hava şartlarına karşı dayanıklıdır. Atom ağırlığı 54,94 g/mol, atom numarası 25 ve ergime noktası 1244°C’dir.

Fosfor, kükürt ve oksijen ile ergime sıcaklığının üstündeki sıcaklıklarda kolay bir şekilde bileşik yapabilmektedir. Bundan dolayı çelik bünyesinde bulunan fosfor ve kükürdün giderilmesinde kullanılmaktadır. Başta demir olmak üzere, bakır, alüminyum ve silisyum ile çeşitli özelliklere sahip alaşımlar yapmaktadır. Bunlardan en çok kullanılanı ise ferromangan (%78 Mn) ve silikomangan (%65-70 Mn) alaşımlarıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Günümüzde artan çelik üretimi, mangan üretimindeki artışa da sebep olmuştur. Pirometalurjik ve hidrometalurjik yöntemler olmak üzere iki çeşit üretim yöntemi bulunmaktadır. Üretilen manganın büyük bir kısmı (%85-90) demir çelik endüstrisinde alaşım elementi olarak kullanılmaktadır. Çeliğe mangan eklenerek; çeliğin dövülme, haddelenme, tokluk, mukavemet, sertlik, aşınma, sertleşebilirlik ve rijitlik gibi özellikleri geliştirilmektedir.

Mangan 1826’da Asya Magnezyum’da keşfedildiği düşünülmektedir ve ilk kez cam eşya yapımında camın rengini ayarlamak için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Az miktarda eklenmesiyle demir elementinden kaynaklanan yeşil rengin giderilmesine kullanılmıştır. Eklemeye devam ettikçe de pembe, mor ve siyah renkleri elde edilmiştir.

1700’lü yıllarda Gahn, mangan metalini saflaştır

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ferromangan endüstriyel olarak ilk kez 1841’mayı başarmıştır. Mangan adı ise ilk kez Buttman tarafından 1808’de kullanılmıştır. İlk kullanışlı mangan cevheri permanganat ise 17. yy.’da Alman kimyacı Glauber tarafından keşfedilmiştir.

de Pourcel tarafından Fransa’da üretilmiştir. Üretimi yapılan ferromangan burada pota çeliği yapımında kullanılmıştır. Yüksek mangan pik ise (%20 Mn ve Fe) ticari olarak 1850’lerde Prussia’da üretilmiştir.

Demir çelik endüstrisinde; çelik alaşımına ferromangan ilave edilmesi ile fosfor ve sülfürün giderilmesi, bu iki elementin çelik üstündeki kötü etkilerin giderilmesini sağlamıştır. Siemens tarafından 1866 yılında patenti alınmıştır. 1875’te yüksek fırında ferromangan üretimi Purcel tarafından başarılmıştır. 1888’de ise Hadfield mangan içeren çelik üreterek çeliğin sürtünme ve aşınmaya karşı olan direncini artırmıştır. Ferromangan ilk kez 1890’lı yıllarda üretilmiştir. 1990’lı yıllarda en çok MnO2 bileşiği kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullanımı ise 1868’de Leclanche tarafından kuru pil sisteminde birincil katot bileşimi olarak kullanılmıştır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganezin Fiziksel ve Kimyasal Özelikleri

Manganez, gümüş renge sahip bir metaldir ve demiri anımsatmaktadır. Aynı zamanda çok sert ve kırılgan bir yapıya sahiptir. En çok metalik formda, alaşımlamada, sülfür, fosfor ve oksijen giderici olarak demirde, çelikte ve demir dışı metallerin üretilmesinde kullanılmaktadır.

Manganez; demir, bakır ve alüminyumdan sonra en çok kullanılan ve yer kabuğunda en çok bulunan 12. elementtir. Periyodik tablodaki yeri 7. grup 4. periyottur. Atom numarası 25 ve atomik ağırlığı 54,94 g/mol’dür. Manganezin bazı özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

Ergime noktası: 1244°C
Kaynama noktası: 2150 °C
Yoğunluk: 7,43 g/cm3
Özgül ısı: 0,115 cal/g
Ergime gizli ısısı: 63,7 cal/g
Lineer genleşme katsayısı: 22×10-6
Sertlik: 5,0 mohs
Sıkıştırılabilme: 8,4×10-7
Buharlaşma gizli ısısı: 53700 cal/g-at
Standart elektrod potansiyeli: 1,134 V
Manyetik hassasiyeti: 8×10-6 cgs

Manganezin α ve β formları kırılgan yapıya sahiptir. γ formu ise şekil verilebilir ve kararsız yapıdadir. Dondurulmuş halde tutulmazsa δ formuna dönüşmektedir. Γ formunun çekme dayanımı 72000 psi, akma mukavemeti 35000 psi, uzaması %40 ve sertlik değeri 35 Rockwell C’dir. γ formu düşük oranda bakır ve nikel eklenmesi ile kararlı hale getirilebilir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganez Mineralleri ve Cevherleri

Saf manganez normal şartlar altında dayanıklıdır. Ergime sıcaklığının üstündeki sıcaklıklarda ise oksijen, fosfor ve kükürt ile kolaylıkla bileşik yapar. Bundan dolayı metallerin kükürtsüzleştirilmesinde ve reoksidasyonunda da kullanılmaktadır. Başta demir elementi olmak üzere, magnezyum, titanyum, silisyum, alüminyum, bakır ve çinko ile çeşitli özelliklerde alaşımlar yapmaktadır. Bunlardan en çok kullanılanları silikomangan (%65-70 Mn) ve ferromangan (%78 Mn) alaşımlarıdır. Mangan, mağmanın kristallenmesi esnasında Fe2+ iyonuyla beraber magmatik minerallerin yapısına girmekte ve özellikle amfibol grubu biyolitlerin ve minerallerin yapısında zenginleşmektedir.

Manganez bileşikleri yer yüzünün geniş bir bölümünde yaygın halde bulunmaktadır ve fazla sayıda mineralde oluşmaktadır. Ticari olarak en önemli olan manganez mineralleri ise oksitli yapıya sahip olan manganez mineralleridir.

Manganez cevherleri şu şekilde sınıflandırılabilir;

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

%35’ten fazla manganez ihtiva eden cevherler; manganez cevherleri, %10-35 manganez ihtiva eden cevherler; demirli manganez cevheri ve %5-10 manganez ihtiva eden cevherler. Bununla beraber üretim yapılabilecek durumda olması için cevherdeki en az manganez miktarı %20’dir.

Bazı manganez bileşikleri:

Oksidasyon Derecesi Kristal Yapısı Örnek
Mn3- Tetrahedral Mn(NO)3CO
Mn2- Kare [Mn (ftalosiyanin)]2-
Mn Trigonal Bipyramid Mn(CO)5-
Mn0 Oktahedral Mn2(CO)10
Mn+ Oktahedral [Mn(CN)6]5-
Mn2+ Tetrahedral MnCl42-
Mn3+ Oktahedral MnF3
Mn4+ Oktahedral MnO2
Mn5+ Tetrahedral MnO43-
Mn6+ Tetrahedral MnO42-
Mn7+ Tetrahedral MnO4

Bireşimli cevherler doğal cevherleri zenginleştirerek üretilmektedir. Manganez cevherleri; metalurjik, pil ve kimyasal kalitede cevher olmak üzere üç kısımda incelenmektedir. Metalurjik kalitedeki cevherler; ferromangan, manganez alaşımları ve kimyasallar için uygundur. Birincil kalitede mangan dioksit en az %85 MnO2 içermesi gerekir. İkincil kalitede olan mangan cevheri ise en az %68 MnO2 içermesi gerekmektedir. Kimyasal kalitedeki manganez cevherleri ise ikiye ayrılmaktadır. Bunlarda tip A kimyasal üretim yöntemlerinde oksidasyon amaçlı, tip B ise permanganat yapımında kullanılmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA  DA..

Yer kabuğunda manganez cevherleri, genellikle oksitli manganez mineralleri halinde bulunaktadır. Oksitli manganez mineralleri; psilomelan, hausmannit, pirolüsit ve manganittir. Karbonatlı manganez minerali ise rodokrozittir.

Sülfürlü manganez cevherleri ticari olarak bir öneme sahip değildir. Fakat bazı silikatları çıkartılmaktadır. Hauerit ve alabandit bilinen sülfürlü manganez mineralleridir. Hauerit nadir bulunan bir manganez mineralidir.

Yer kabuğunda bileşiminde manganez ihtiva eden 300’ü aşkın mineral bulunmaktadır. En çok öneme sahip manganez mineralleri; pirolusit, ramsdellit, polianit, manganit, kriptomelan, psilomelan, hausmanit, branuit, bixbit, jakopsit, hollandit, koronadit ve rodokrosittir. Aşağıdaki tabloda ticari olarak en çok öneme sahip manganez minerallerinin özellikleri verilmiştir.

Önemli mangan mineralleri
Bazı mangan mineralleri: a) Manganit b) Pirolusit c) Psilomen d) Rodokrozit e) Brounit f) Todoriket

Manganez Cevherlerindeki Empüriteler

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Manganez cevherinde bulunan empüriteler 4 genel gruba ayrılabilir. Bunlar;

  1. Metaller: Demir, bakır, çinko, gümüş, kurşun
  2. Gang: Kireç magnezyum oksit, alümina, silis
  3. Uçucular: Su, organik maddeler, karbondioksit
  4. Metalik olmayanlar: Fosfor, kükürt

Bakır, çinko ve kurşun, cevherde olmaması istenen metallerdir. Bu üç elementin miktarı istenilen sınırlarda olması gerekmektedir. Eğer bu elementler cevher içerisinde yüksek miktarda ihtiva ediyorsa, cevher ekonomik olarak uygun değildir.

Cevherin ekonomik olarak bir değere sahip olması için alümina, magnezyum oksit, silisyum ve kireç miktarları çok önemlidir. Eğer bu değerler istenilen miktarlardan fazla ise cevher ekonomik olarak değerli değildir. Bunun sebebi ise manganezin üretiminde, bu elementlerin miktarları fazla olması nedeniyle, manganın ergitilmesi sırasında yüksek cüruf hacmine sebep olmaktadır. Yüksek cüruf hacmi olursa kok tüketimi artar ve bu da prosesin ekonomikliğini etkiler.

Manganez cevherlerinin büyük bir kısmı su içermektedir. Karbondioksit ve suyu bünyeden uzaklaştırmak için kalsinasyon işlemi uygulanmaktadır. Rodokrosit cevherinde %38 karbondioksit bulunması nedeniyle şarjdan önce mutlaka kalsine edilmesi gerekmektedir.

Sülfür ve fosfor manganez cevherlerinde istenmeyen empüritelerdir. Bunlar cevher bünyesinde bulunuyorsa, ergitme sırasında nihai ürüne geçerler. Yüksek fosforlu cevherlerden fosfor giderilmesi de mümkün değildir. Cevherde sülfür bulunuyor ise ergitme sırasında manganezle birleşerek mangan sülfür olarak cürufa geçeceğiden dolayı fosfor kadar sorun teşkil etmez.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Mangan Rezervleri

Dünyadaki Mangan Rezervleri

Yer kabuğunda toplam manganez cevheri miktarı yaklaşık olarak 5 milyar ton olduğu tahmin edilmektedir. Düyanın manganez ihtiyacını karşılayan cevherler genellikle Çin, avusturalya, Gabon, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’dan çıkarılmaktadır. Ayrıca bunların yanında okyanus diplerindeki nodüller de önemli manganez kaynaklarındandır. Aşağıdaki tablodan dünya üzerinde bulunan manganez rezervlerini inceleyebilirsiniz.

Dünyadaki manganez yatakları

Türkiye’deki Manganez Cevherleri

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Türkiye’de yer alan manganez yatakları, dünya çapında büyük olan yataklardan değildir. Türkiye’deki mevcut yataklarda da manganez tenörü yüksek değildir. Yer alan rezervlerin büyük bir kısmı demirli mangan cevherleri oluşturmaktadır. Bu cevherlerde mangan %10-35 oranlarında bulunmaktadır. Türkiye’nin rezervlerinde en çok bulunan demirli mangan cevherlerinin, mangan cevheri olarak kullanımı yoktur. Bu cevherler demir-çelik fabrikalarında sinterde kullanılarak, mangan cevheri kullanımından tasarruf sağlanmaktadır. Türkiye’de manganlı demir cevherleri de bulunmaktadır. Miktarı %5 ila %10 mangan ihtiva eden cevherlerdir. Türkiye’de yalnızca Hekimhan-Devecinde bulunan manganez cevherleri metalurjik mangan cevheri grubunda kullanılabilir.

Türkiye’de manganez cevheri bulunan görünür tahmini olarak 4,5 ton olup, en önemli rezerv ise 4 milyon ton ile Denizli Tavas’tadır. Aşağıdaki tablodan Türkiye’de bulunan mangan rezervlerini inceleyebilirsiniz.

Türkiye manganez yatakları

Manganezin Kullanım Alanları

Manganez önemli ölçüde demir-çelik ve kimya sanayisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Üretilen manganın yaklaşık olarak %90’ı demir çelik sanayiinde kullanılmaktadır. Kalan kısmı ise kimya sanayiinde kullanılmaktadır. Bunlar haricinde manganez; alüminyum endüstrisinde alaşım malzemesi olarak, pil üretiminde, cam ve seramik endüstrisinde, elektrolitik çinko üretiminde, kaynak endüstrisinde, oto boyası, çimento, refrakter, petrokimya, fotoğrafçılık, suni gübre ve ilaç endüstrisinde kullanılmaktadır. Mangan dülfat ise kimya endüstrisinde, ilaç endüstrisinde ve gübre endüstrisinde kullanılmaktadır.

Neredeyse tüm çelik türlerinin bünyesinde mangan elementi yer almaktadır. Hadfield çeliğinde manganez miktarı %13-14’lere kadar çıkmaktadır. Manganez elementinin eklenmesiyle; çeliğin dövülme, haddelenme, mukavemet, tokluk, sertlik, aşınma, sertleşebilirlik ve rijitlik gibi özelliklerini geliştirmektedir. Ayrıca manganez çelik sanayiinde sülfür ve oksijen gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

Çelik üretimi

Manganezin, çeliğin bahsi geçen özelliklerinin geliştirilmesi sebebiyle makas üretiminde kullanılacak olan çeliklerin yapımında mangan ilavesi yapılmaktadır. Aynı zamanda zırh çeliklerinin üretiminde de mangan ilavesi görülmektedir.

Manganez içeren bakır alaşımları ise, elektrik iletkenliğinin düşük olmasından dolayı, duyarlı elektrik dirençlerinde ve ısıtıcı rezistansların üretiminde kullanılmaktadır.

Manganez alüminyum alaşımları, meşrubat kutularının sertliğini artırmak için kullanılmaktadır.

Manganez tuzları (sülfat, karbonat, oksit, klorür) kolloidal halde enfeksiyon oluşumuna karşı hücre metabolizmasını hızlandırıcı olarak anemi tedavisinde de kullanılmaktadır.

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Yemlerde Kullanılan Katkı Maddeleri Nelerdir?

Hayvansal üretimde ürünlerin miktarı, hijyenik kalitesi ve standartlara uygunluk yönünden iyileştirilebilmesi için, yem katkı maddelerinden yararlanılmaktadır.

Günümüzde tüketiciler insan sağlığı, gıda güvenliği ve çevrenin korunması gibi konularda oluşabilecek tehlikelere karşı eskisinden daha fazla duyarlılık göstermektedir.

Bu çerçevede, gübre kullanımı, biyoteknolojik katkı maddeleri ve tarım ürünleri, pestisit kalıntıları, veteriner ilaçları, kimyasal katkılar, genetik yapısı değiştirilen ürünler, işleme, muhafaza, taşıma ve depolama gibi konular üzerinde titizlikle durulmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Hayvansal üretimde, 1940’lı yıllarda antibiyotiklerin kullanımıyla başlayan katkı maddelerinden yararlanma, günümüze kadar artarak devam etmiş ve birçok yeni katkı maddesi üretilmiştir.

Son yıllarda hayvansal üretimde köklü değişiklikler olmuş; özellikle Avrupa Birliği (AB), yem endüstrisinde kullanılan katkı madmaddeleri konusunda hayvan, insan ve çevre etkileşimini dikkate alarak bazı değişiklikleri gündeme getirmiştir.

Hayvan genetiği konusundaki ilerlemelere karşın, yem kaynakları giderek azalmaktadır.

Tüm Dünya’da rasyonlardan hayvansal protein kaynaklarının çıkarılması eğilimi, antibiyotiklerin büyütme faktörü yem katkı maddesi olarak kullanımının yasaklanması, et ürünlerinde artan sağlık kuralları, hayvansal üretime yeni bir bakış açısını zorunlu hale getirmektedir.

İnsan tüketimine sunulan hayvansal gıdaların sağlıklı olması, hayvanların yedikleri yemle yakından ilişkilidir. AB’de insan ve hayvan sağlığını korumak amacıyla, gıda ve yem güvenliği üzerinde hassasiyetle durulmaktadır.

Güvenilir yem üretimi için Avrupa Yem Sanayicileri Federasyonu (FEFAC) ve AB komisyonunda, hayvan yemleri ile ilgili uluslararası standartların oluşturulması (Codex Alimentarius), Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP; Hazard Analysis Critical Control Points) prensiplerinin ve İyi Üretim Teknikleri’nin (Good Manufacturing Practice) uygulamaya geçirilmesi ve yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ülkemizde AB’nin uyum müktesebatı gereği gıda üreten firmalarda HACCP uygulaması zorunlu kılınmıştır. HACCP bir işletmede herhangi bir aşamada oluşabilecek tehlikeleri belirlemek ve kontrol etmek için oluşturulan, gıdanın ham maddeden başlayıp işlenmiş ürün ve tüketimin son noktasına kadar kontrol altına alınıp izlenebildiği, koruyucu ve önleyici bir sistemdir.

Hayvansal üretim yapan işletmelerde, yem ve premiks fabrikalarında bu sistem, yem üreticilerinden ve çiftliklerden başlayarak, tüketiciye kadar tüm halkaları denetlemekte olup gıdanın, üretim aşaması boyunca, açıkça izlenmesi olanağını sağlamaktadır.

Ülkemizde 2017 yılı itibariyle karma yem sektöründe onay kapsamında gıda amaçlı hayvanlar için karma yem üreten 322, kendi yemini üreten 108, yem katkı maddesi üreten 15, premiks üreten 100 işletme, kayıt kapsamında gıda amaçlı hayvanlar için karma yem üreten 193, kendi yemini üreten 443, blok mineral yem (yalama taşı) üreten 23, yem katkı maddesi ve premiks üreten 28 işletme bulunmaktadır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Karma yem sektöründe, 2016 yılı itibariyle 20.401.852 ton toplam karma yem üretilmiş olup bunun 4.566. 237 tonu etlik piliç yemi, 2.958.232 tonu yumurta yemi, 3.827.073  onu sığır besi yemi, 5.840.262 tonu sığır süt yemi ve 3.210.048 tonu diğer karma yemler olarak gerçekleşmiştir (Tarım İstatistikleri 2017).

Karma yem endüstrisinde temel ham maddeler yanında yem katkı maddeleri kullanılmaktadır. Yem katkı maddeleri genellikle karma yem üretimi yapan fabrikalarca veya yem katkı maddesi ticareti yapan firmalarca saf, konsantre veya premiks olarak yurtdışından temin edilmektedir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Saf veya konsantre olarak ithal edilen yem katkıları premiks hazırlama tesislerinde uygun taşıyıcı ile belirli oranlarda seyreltildikten sonra kullanıma sunulmaktadır.

Yem katkı maddeleri karma yemler içerisine taşıyıcı bir madde ile birlikte tek katkı premiksi olarak, birden çok etkicil madde içeren karışımlar halinde, vitamin konsantreleri gibi özel premiksler şeklinde, vitamin-iz mineral veya amino asitlerin karışımından oluşan karma premiksler olarak, makro ve iz elementleri içeren mineral ya da tamamlayıcı  yem olarak ilave edilebilmektedir.

Kanatlı kümes hayvanlarının karma yemlerinde önemli düzeyde ve değişik amaçlarla kullanılan yem katkı maddeleri büyükbaş ve küçükbaş hayvanların karma yemlerinde daha düşük düzeylerde, daha çok vitamin-iz element premiksleri olarak kullanılmaktadır.

Son yıllarda giderek artan üretim ve tüketimde doğala dönüş eğilimi yem katkı maddeleri konusunda da tartışmalara yol açmıştır. Buna  ek olarak, yoğun antibiyotik kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlar nedeniyle, alternatif yem katkıları kullanımı ön plana çıkmıştır.

Bu alternatif arayışlar çerçevesinde, gelişmeyi teşvik edici maddelerin yerini hem etkili hem de ekonomik bir şekilde doldurabilecek doğal ürünler önem kazanmıştır.

Bu makalede hayvan yemlerinde kullanılan yem katkı maddeleri hakkında bilgi sunulmuştur.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Yemlerde Kullanılan Katkı Maddelerinin Tanımı, Sınıflandırılması ve Özellikleri

Yem katkı maddesi, optimal besin maddesi tüketimini emniyet altına almak, hayvansal ürünlerin miktarını artırmak, sindirime ve metabolizmaya yardımcı olarak yemden yararlanmayı iyileştirmek, hayvanların sağlığını korumak, hayvansal ürünlerin kalitesini olumlu yönde etkilemek, yem hazırlanmasını ve saklanmasını kolaylaştırmak veya bir başka yolla ekonomik yarar sağlamak amacıyla yemlere katılan organik veya inorganik yapıdaki maddelerdir.

Karma yemlerde çok düşük düzeylerde kullanılmalarına rağmen, etkinlikleri ve önemleri çok daha yüksektir. Katkı maddelerinin kullanılabilmesi için aşağıdaki koşullara uygunluk göstermesi gerekmektedir:
1. İnsan ve hayvan sağlığı açısından tam güvenli olmalı, toksin ve kanser yapıcı etkisi olmamalı,
2. Hayvansal ürünlerin bileşimini ve teknolojik özelliklerini olumsuz etkilememeli,
3. Yemdeki ve bu yemi tüketen hayvanlardan elde edilen ürünlerdeki miktarları analitik olarak tespit edilebilmeli,
4. Performansı etkin ve ekonomik olarak artırmalı,
5. Çevre açısından güvenli olmalı, biyolojik olarak yıkılabilmeli ve çevreyi kirletmemeli,
6. Etkinliği ve stabilitesi belirlenmiş olmalı,
7. Diğer katkı maddeleriyle çapraz rezistansa yol açmamalı,
8. Ekipmanları aşındırmamalı ve korozyona sebep olmamalı,
9. Kolay elde edilebilir olmalı.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Ülkemizde yem katkıları ile ilgili olan Yem Katkıları ve Premikslerin Üretimi, İthalatı, İhracatı, Satışı ve Kullanımı Hakkında Tebliğ’de (Tebliğ No: 2005/1) yem katkısı, “Yemlere ya da suya katıldıklarında aşağıda belirtilen etkileri sağlayan maddelerdir.” şeklinde tanımlanmış ve söz konusu etkiler aşağıdaki gibi sıralanmıştır:
1. Yemlerin karakteristikleri üzerinde olumlu etki yapar.
2. Hayvansal ürünlerin özellikleri üzerinde olumlu etkide bulunur.
3. Süs balıkları ve kuşlarının renklerini olumlu yönde etkiler.
4. Hayvanların besin madde ihtiyaçlarını karşılar.
5. Hayvansal üretimin çevresel sonuçlarına olumlu katkı yapar.
6. Özellikle sindirim sistemini veya sindirimi destekleyici etkileri ile hayvansal üretimi-performansı ve hayvan refahını geliştirir.
7. Antikoksidiyal veya histomonostatik etkiye sahiptirler.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

1. Teknolojik Katkılar Koruyucular

Yemlerin bozulmadan uzun süre saklanabilmelerini sağlayan maddelerdir. Yemlerin mikroorganizmaların etkisinden korunması için fumarik asit, laktik asit, asetik asit, propiyonik asit, sorbik asit ve formik asit, benzoik asit, sitrik asit, asetik asit, malik asit ve glukonik asit gibi organik asitler ve tuzları yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu maddelerin bağırsak kanalındaki mikroorganizma populasyonunu kontrol altında tutarak gelişmeyi teşvik edici ve yemden yararlanmayı iyileştirici, mikrobiyolojik bozulmaya karşı koruyucu, yemin bağırsaklarda sindirilebilirliğini artıcı ve hayvan sağlığını koruyucu etkileri bulunmaktadır.

Organik asitler aynı zamanda rumen fermentasyonunu düzenleyerek metan oluşumunu azaltmaktadır. Yeme veya suya katılarak kullanılırlar (Van Dam, 2006). Sodyum bisülfat, sodyum sorbat, potasyum sorbat, kalsiyum sorbat, sodyum bisulfit, sodyum propiyonat, kalsiyum propiyonat, potasyum propiyonat, amonyum propiyonat, sodyum sitrat, potasyum sitrat, kalsiyum sitrat, L-tartarik asit, sodyum L-tartarat, potasyum L-tartarat, potasyum sodyum L-tartarat, ortofosforik asit, hidroklorik asit ve sülfürik asit yemlerde koruyucu olarak kullanılan maddelerden bazılarıdır.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Antioksidanlar

Yağların oksidasyona uğrayıp parçalanmasını ve yemin bozulmasını önlemek amacıyla ilave edilirler. Antioksidanların bazıları sentetik, bazıları doğal ürünlerdir. Son yıllarda doğal ürünlerin kullanımı artmaktadır. Bu amaçla kullanılan bazı maddeler tokoferoller (vitamin E),askorbik asit (vitamin C), propil gallat (PG), butil-hidroksi anisol(BHA), butil-hidroksi toluen (BHT), butil-hidroksi kinon  (BHQ), sitrik asit,bazı amino asitler, etilendiamintetraasetik asit (EDTA), fosfolipitler, fenoller, kinonlardır. Son yıllarda bazı aromatik bitkilerin (adaçayı, biberiye, defne, karanfil, kekik, kimyon, nane, tarçın gibi) antioksidan olarak kullanılması gündeme gelmiştir. Aromatik bitkilerin antioksidan aktivitesi yapılarındaki flavonoidler, fenolik asitler ve fenolik terpenler gibi fenolik bileşiklerle ilişkilidir (Javanmardi ve ark.2003).

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Emülgatörler

Yemlerin içeriğinde bulunan iki ya da daha fazla birbirine karışmayan fazdan homojen bir karışım oluşturan veya bu homojen karışımı muhafaza eden maddelerdir.

Enerjiyi artırmak amacıyla yeme eklenen yağın yem içerisinde homojen bir şekilde dağılımını sağlamak için kullanılırlar. Bu amaçla en yaygın olarak kullanılan madde lesitindir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Stabilizatörler

Yem maddelerinin fiziko-kimyasal durumunun muhafaza edilmesini sağlayan maddelerdir. Yeme çok düşük düzeyde katılan vitaminler, esensiyel amino asitler ve bazı ilaçların dayanıklılığını artırmak amacıyla yararlanılır.

Bu amaçla antioksidanlar ve jelatin gibi maddelere başvurulabilir.

Jelleştirici Ajanlar

Yem maddelerinin viskozitesini artıran, jel oluşumu için yemlere kıvam veren maddelerdir. Emülgatör, stabilizatör, kıvam artırıcı ve jelleştirici maddelerden bazıları arasında lesitin, gliserin, kalsiyum aljinat, agar, karagenan, keçiboynuzu zamkı, demirhindi tohumu, guar sakızı, ağaç sakızı, akasya zamkı (arap zamkı), ksantan zamkı, gellan zamkı, sorbitol, mannitol, polioksietilen (20)-sorbitan monolaurat, polioksietilen (20)-sorbitan monooleat, polioksietilen (20)-sorbitan tristearat, mikrokristalin selüloz, seluloz unu, metilseluloz, etilseluloz, hidroksipropilseluloz, hidroksipropilmetilseluloz, etilmetilseluloz, stearol 2-laktilik asit, sodyum stearol 2-laktilat, kalsiyum stearol 2-laktilat, stearil tartarat, gliseril polietilenglikol risinoleat, dekstranlar, soya yağından elde edilen yağ asitlerinin polietilen glikol esteri, sorbitan monostearat ve Çin tarçını zamkı sayılabilir.

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

Bağlayıcılar

Yem partiküllerinin bağlanma eğilimini artıran maddelerdir.

Topaklaşmayı Önleyici Maddeler

Yem partiküllerinin birbirine bağlanma eğilimini azaltırlar.

Koagulanlar

Sıvı hammaddelerin koyulaşarak yarı katı pıhtı durumuna geçmesini sağlarlar. Bağlayıcı, topaklaşmayı önleyici ve koagulan maddeler,sodyum ferrosiyanit, sitrik asit, sentetik kalsiyum aluminatlar, potasyum ferrosiyanit, kolloidal silika, kieselgur (diyatomik toprak, saf) kalsiyum silikat, sodyum aluminosilikat, bentonit-montmorillonit, asbestsiz kaolinitik kil, asbestsiz doğal klorit ve steatit karışımları,vermikulit, sepiolit, sepiolitik kil, asbetsiz hidratlı magnezyum silikat, lignosulfonatlar, natrolit-fonolit, volkanik orijinli klinoptilolit ve perlit olarak sayılabilir.

Radyonükleid Kontaminasyondan Koruyucular

Radyonükleitlerin emilimini baskılayan ya da atılımlarını artıran maddelerdir. Bu amaçla ferrik (III) amonyum hekzasiyanoferrat (II) ve bentonit kullanılmaktadır.

Asitlik Düzenleyiciler

Yemlerin pH değerini düzenleyen maddelerdir. Bu amaçla sodyum bisulfat, dL ve L-malik asit, benzoik asit, potasyum dihidrojen ortofosfat, dipotasyum hidrojen ortofosfat, tripotasyum ortofosfat, amonyum dihidrojen ortofosfat, diamonyum hidrojen ortofosfat, sodyum dihidrojen difosfat, sodyum seskikarbonat, potasyum hidrojen karbonat, amonyum karbonat, amonyum hidrojen karbonat, hidroklorik asit, amonyum klorid, sulfurik asit, sodyum hidroksit ve potasyum hidroksit kullanılmaktadır.

Silaj Katkı Maddeleri

Silaj oluşumunu iyileştirmek amacıyla silaj yemleri hazırlanırken ilave edilen enzimler, mikroorganizmalar ve organik asitler bu grup maddelerdir. Amilaz (Aspergillus oryzae’den), alfa-amilaz (Bacillus subtilis’den), betaglukanaz (Aspergillus niger’den), selulaz (Trichoderma longibrachiatum), ksilanaz (Trichoderma longibrachiatum) kullanılan enzimlerdir.

Silaj yapımında yararlanılan mikroorganizmalar arasında Bacillus subtilis, Enterococcus faecium, Lactobacillus brevis, Lactobacillus buchneri, Lactobacillus casei, Lactobacillus cellobiosus ve Lactobacillus paracasei sayılabilir.

Silaj yemlerde potasyum sorbat, formik asit, sodyum format, propiyonik asit, sodyum propiyonat, amonyum propiyonat, sodyum benzoat, formaldehit, hekzametilen tetramin, sodyum nitrit ve sodyum bisülfat gibi organik asit ve kimyasallardan da yararlanılmaktadır.

2. Duyusal Katkılar Renklendiriciler

Hayvanların beslenmesinde kullanıldığında, hayvansal gıdalara renk veren maddelerdir. Yaygın olarak tavukçuluksektöründe piliç eti ve yumurtanın rengini iyileştirmek  için kullanılırlar.

Bu amaçla renk maddelerini değişik düzeylerde içeren sarı mısır, yonca, mısır gluteni,  kadife çiçeği ve kırmızıbiber gibi bitkisel kaynaklar, doğal kaynaklardan ekstrakte edilen lutein, zeaksantin, kapsantin ve likopen gibi karotenoidler ile β-apo-8’-karotenal, β-apo-8’-karotenoik asit etil ester ve kantaksantin başta olmak üzere çeşitli sentetik kaynaklarda kullanılmaktadır.

Süs balıkları ve kuşlarının yem maddelerine renk veren ya da rengi düzenleyen acid brilliant green, allura red, bixin, brilliant black, caramel colours, carmine, chlorophyllin copper complex, eritrosin, indigotin, demir oksit kırmızısı, siyahı, sarısı, patent blue, titanyum dioksit, tartrazine ve sunset yellow gibi maddeler de kullanılmaktadır.

Aromatikler ve İştah Artırıcılar

Lezzet ve tüketimini artırmak amacıyla yemlere ilave edilen maddelerdir. Anason tohumu, zencefil, çemen gibi doğal kaynaklar yanında sakkarin, monosodyum glutamat ve vanilin gibi aromalar bu amaçla yemlere katılabilir.

3. Besinsel Katkılar Vitaminler, Provitaminler, Aynı Etkiyi Veren Kimyevi Maddeler, İz elementler, Amino asitler

Amino asitlerin tuzları ve analogları hayvanların besin maddesi gereksinimlerini karşılamak üzere yemlere ilave edilirler.

Bu amaçla vitamin A, vitamin D3, vitamin E, vitamin K3, vitamin B1, vitamin B2, vitamin B6, B12, niasin, Ca-D pantathenate, folik asit, D-biotin, kolin klorit, manganez, demir, çinko, bakır, kobalt, iyot, selenyum gibi vitamin ve minerallar ile L-Lisin ve DL-Metiyonin gibi aminoasitler ilave edilmektedir.

Üre ve Türevleri

Genellikle geviş getiren hayvanların rasyonlarına protein kaynağı olarak katılırlar. En çok kullanılan bileşikler üre, biüret, üre-fosfat ve
diüreidoizobutan olarak sayılabilir.

4. Zooteknik KatkılarSindirimi Düzenleyiciler

Hayvanların beslenmesinde kullanıldığında hedef yem maddelerine etki ederek yemin sindirimini artıran maddelerdir.

Bağırsak Flora Stabilizatörleri

Bağırsak mikroflorası üzerinde olumlu etkisi olan mikroorganizmalar veya kimyasal özellikleri tanımlanmış diğer maddeler bu grup katkılarda yer alır.

Sindirimi ve bağırsak mikroflorasını düzenlemek amacıyla enzimler, probiyotikler, prebiyotikler (oligosakakritler), esensiyel yağlar ve bitki ekstraktları kullanılmaktadır. Bu katkılar multi fonksiyonel etki gösteren katkılardır.

Enzimler

Sindirimi zor yemlerden yararlanmayı artırmak amacıyla kullanılan katkılardır. Bu amaçla Trichoderma reesei, Trichoderma viride ve Aspergillus niger gibi çeşitli  mantarlardan ya da Bacillus subtilis’den üretilen proteazlar, lipazlar, fitazlar, pektinaz, amilaz, sellülaz gibi polisakkaridazların özellikle kanatlı kümes hayvanları tarafından sindirilemeyen polisakkaritlerin bağırsak ortamında parçalanarak yemlerin enerji değerinin iyileştirilmesi için kullanımı yaygın bir uygulama haline gelmiştir.

Selülazlar grubunda yer alan bazı enzimler (selülaz, ksilanaz, endoglukanaz, ekzoglukanaz), amilaz ve proteazlar da rumende sindirime katkı sağlamak ve performansı artırmak amacıyla kullanılmaktadır.

Probiyotikler

Verildiği hayvanın bağırsaklarında patojen mikroorganizmalara karşı antagonistik etki gösteren, bağırsak mikroflorası üzerine yararlı etkiler oluşturan patojen olmayan gram (+) ve fakültatif anaerob olan, laktik asit üreten canlı, doğal bağırsak bakterileri, maya kültürleri  ve hücreleri ile mantarlar, enzimler ve endüstriyel fermantasyon yan ürünlerini içeren yem katkı maddeleridir (Pal, 1999).

Probiyotik üretiminde en çok kullanılan mikroorganizmalar laktik asit üreten Lactobacillus ve Streptococcus cinsi bakterilerdir.

Ayrıca mayalardan Saccharomyces cerevisiae ve mantarlardan Aspergillus niger ve Aspergillus oryzae de ticari probiyotik üretiminde yaygın olarak  kullanılmaktadır.

Prebiyotikler (Oligosakkaritler)

Bağırsaklarda yaşayan yararlı bakterilerin sayı ve aktivitelerini artıran ve hayvanın sağlığını geliştirerek olumlu etkide bulunan sindirilmeyen cansız yem katkılarıdır.

En yaygın kullanılan prebiyotikler, mannanoligosakkaritler, fruktooligosakkaritler, kitosan oligosakkaritler ve betaglukanlardır.

Bitkisel Ekstraktlar

Doğal olmaları ile son dönemlerde öne çıkan bitkisel ekstraktlar veya esansiyel yağlar antimikrobiyal etkiye, büyümeyi teşvik edici ve yemden yararlanmayı iyileştirici özelliklere sahiplerdir.

Özellikle sindirim organlarında patojen mikroorganizmaları baskı altına almaları, yemlerde toksin gelişimini önlemeleri, sindirim enzimlerinin aktivitelerini artırmaları, bağışıklık sistemini güçlendirmeleri ve performansını iyileştirmeleri bitkisel ekstraktların olumlu etkileri olarak ortaya çıkmaktadır.

Kekik, biberiye, adaçayı, karanfil, defne, tarçın, kimyon, kişniş, zencefil, hardal, sarımsak, nane gibi aromatik bitkiler, ekstraktları ve yağları katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.

Çevreyi Olumlu Etkileyen Katkılar

Ruminantlarda metan gazı oluşumunu azaltmak için kullanılan maddeler ile kanatlı kümes hayvanlarında fitin fosforundan yararlanmayı artırıcı etki gösteren fitaz enzimi sayılabilir.

Rumende mikroorganizmaların bol miktarda metan üretmesi hem yem enerjisinin metan gazı şeklinde kayba uğramasına hem de atmosfere yayılan metanın nedeniyle kirliliğe yol açar.

Metan üretimini engellemek için sıvı yağlar, kloral, nişastanın hemiasetat ürünleri ve halojenize edilmiş bileşikler (tetraklorür metilenklorid, bromoklorametan) ile lasolosid ve monensin gibi antibiyotikler kullanılır.

Bu konuda etki gösteren diğer bir katkı özellikle kanatlı kümes hayvanlarında fitin fosforundan yararlanmayı artırmak amacıyla kullanılan fitazdır. Fitaz bitkisel fosfordan yararlanmayı artırması yanısıra gübreyle  atılan fosforun azalması neticesinde yeraltı suları ve toprakların fosfor kirliliğinin azaltılmasına da yardımcı olmaktadır.

Diğer Zooteknik Katkı Maddeleri:
Toksin Bağlayıcılar

Yemlerde üreyen küfleri önlemek için kullanılırlar. Bu amaçla organik asitler (propiyonik, sorbik, benzoik ve asetik asitler), organik asit tuzları (kalsiyum propiyonat ve potasyum sorbat gibi), organik boyalar, bakır sülfat ve amonyak gibi bileşikler kullanılır.

Polivinilpolipirolidon polimerleri, alüminyum silikat bileşikleri, aktif kömür, hidrat sodyum kalsiyum alüminosilikat, bentonit, perlit, diatoma toprağı ve zeolit gibi adsorbant maddeler yemlerde toksin bağlayıcı olarak kullanılmaktadır

(Pasha ve ark., 2008). Mannanoligosakkaritler ve glukomannan da toksin bağlayıcı olarak işlev yaparlar.

Tampon Maddeler

Bu tür maddeler genellikle ruminantlarda yüksek miktarda yoğun yem kullanımı sonucunda ortaya çıkan rumen pH’ındaki düşmeleri önlemek amacıyla kullanılırlar.

Son yıllarda bu amaçla sodyum bikarbonat yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunun dışında uçucu yağ asitlerinin çeşitli tuzları, fosfat tuzları, amonyum klorür ve sodyum sülfat gibi tampon maddeler de kullanılır.

Kitosan

Eklem bacaklılarda (yengeç ve karides) bulunan selüloza benzeyen, toksik olmayan ve biyolojik olarak yararlanılabilen biyopolimer yapıdaki kitinin, deasitile edilmesi ile elde edilen bir ürün olan kitosanın sindirilebilirlik, büyüme performansı, enerji ve proteinden yararlanma ve rumen fermantasyonu üzerine etkili olduğu düşünülmektedir (Goiri ve ark., 2009).

Beta-glukanlar

Bağışıklık sistemini güçlendirmekte, antitümör ve antimikrobiyel etki göstermektedir (Leung ve ark., 2006). Yüksek molekül ağırlığına sahip ve fenolik bir bileşik olan lignin, saflaştırılarak kanatlı kümes hayvanlarının yemlerinde katkı maddesi olarak kullanıldığında prebiyotiklere benzer etkiler göstermekte ve hayvan sağlığı üzerine olumlu etkiler yapmaktadır (Baurhoo ve ark.,2008).

5. Koksidiyostatlar ve Histomonostatlar

Kanatlı kümes hayvanlarının bağırsaklarına yerleşen Eimeria türü protozoaların neden olduğu koksidiyozdan (kanlı ishal) hayvanları korumak amacıyla kullanılan maddelerdir.

Koksidiyozu önlemek amacıyla kullanılan preparatlar arasında lasolasid, monensin, salinomisin, robenidin, naracin, maduramisin, halofuginon sayılabilir. Koksidiyostat ve histomonostat katılan yemlerin kullanımına hayvanların kesiminden preparata göre değişen 3-7 günlük sürelerden önce son verilmelidir. Başka bir deyimle, kesim öncesi yem koksidiyostat içermemelidir.

Sonuç ve Öneriler:

Ülkemizde yem katkı maddelerinin uygun kullanımı konusunda dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin yapılabilecek öneriler aşağıda özetlenmiştir (Kırkpınar, 2011):

1. Katkı maddelerinin etkin şekilde kullanılmaları hakkında üreticilerin bilgilendirilmesi yanısıra yem fabrikalarında HACCP uygulaması yerleştirilerek, üretim aşamalarında  karışımın izlenebilirliğinin sağlanması; riskli katkıları içeren premiksler veya yemlerin üretiminden sonra, üretim ekipmanlarının kontrol edilerek temizlenmesi; çapraz bulaşmadan sakınmayı garanti eden bir üretim ile farklı ürünlerin doğru sırada yapılması;uygun ve onaylanmış üretim ekipmanlarının kullanılması ve çalışanların eğitilmesi gerekmektedir. Yem fabrikaları, üreticileri yemin özel şartları, hangi katkı maddelerinin yemde bulunduğu, nasıl depolanması gerektiği gibi konularda bilgilendirmelidir.

2. Yem katkı maddelerinin ülkemizde satışa sunulmadan önce aktif madde içerikleri veya aktivite açısından resmi araştırma kuruluşlarında teste tabi tutulmaları sağlanmalıdır.
3. Değişik isimler altında veya kaçak olarak ithalatı yapılan antibiyotikler, hormon ve benzeri stilben grubu bileşikler daha sıkı denetlenmeli ve kaçak kullanımlar engellenmelidir.
4. Kesim öncesinde katkı maddesi içermeyen yem kullanılmasına gerekli özen gösterilmelidir.
5. Ülkemizde AB tarafından onaylanmış yem katkı maddelerinin ithalatı, üretimi ve pazara arzı serbesttir. Ancak bu katkıların kullanım  düzeyleri ve kalıntı üst limitleri ile ilgili olarak ülkemiz şartlarında yapılacak araştırma sonuçları dikkate alınmalıdır.
6. Dinamik bir sektör olup sürekli gelişim gösteren yem ve yem katkı maddeleri sektöründe yeni teknolojiler izlenerek uygulamalara aktarılmalıdır.
7. Yem katkı maddelerinin ve yemlerin depolanması ve nakliyesi doğru bir şekilde yapılmalıdır.
8. Gıda tüketim profilimizin belirlenmesi, katkı ve kimyasal bulaşanların maksimum kalıntı düzeylerinin epidemiyolojik, toksikolojik ve alerjik çalışmalar ile saptanıp, insanların bu tehlikelerden hangi oranlarda etkilendiklerinin tarama çalışmaları ile izlenmesi gerekmektedir.
9. Ülkemizde iyi tarım uygulamaları yaygınlaştırılmalı, risk durumlarında etkin bir risk yönetimi için veri tabanları oluşturulmalıdır.
10. Katkı maddesi ithalatı yapan firmalar araştırma ve geliştirme konularında teşvik edilmeli, kendi araştırma laboratuvarlarını kurmaları konusunda desteklenmeli, üniversiteler ve araştırma kurumları ile iş birliği yapmaları sağlanmalıdır.
11. Ülkemizde yem katkılarını yerli kaynaklardan üretme ve dışa bağımlılığı azaltma yönünde araştırma, geliştirme çalışmaları en kısa zamanda yaygınlaştırılmalı,yerli kaynaklar kullanılarak özellikle gıda sanayi atıkları değerlendirilerek biyoteknolojik yem katkı maddelerinin üretilmesi teşvik edilmeli ve hızla ithalatçı konumdan üretici konuma geçilmelidir.

Sonuç olarak ülkemizde katkı maddelerinin hayvanlar, hayvansal ürünleri tüketen insanlar ve çevreye olan uzun dönemdeki etkileri üzerinde araştırma ve denetim yapabilecek yeterli altyapı ve laboratuvar ağının henüz tam ve etkin biçimde faaliyet gösteremediği dikkate alınmalıdır.

Güvenli sınırlar belirlenmeden ve denetim yetersizliği giderilmeden kullanılan katkı maddelerinin gelecekte oluşturacağı riskler gözardı edilmemelidir.

Prof. Dr. Figen Kırkpınar Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zooteknik Bölümü

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

by ozkancol ozkancol Yorum yapılmamış

Piroluzit Nedir?

Kimyasal Bileşimi, MnO2
Kristal Sistemi, Tetragonal
Kristal Biçimi, Prizmatik kristalli, masif, kompakt, lifsi ve dendritik doku gösterir.
İkizlenme, {031} ve {032} yüzeylerinde nadir
Sertlik, 2-6 (masif), 6-6.5 (kristal)
Özgül Ağırlık, 4.5 – 7.9
Dilinim, {110} mükemmel
Renk ve Şeffaflık, Koyu çelik grisi-siyah; opak
Çizgi Rengi, Siyah
Parlaklık, Metalik
Ayırıcı Özellikleri, Rengi, masif olduğunda yumuşaklığı, dendritik dokusu.
Bulunuşu, Oksidasyon koşulları altında oluşan, ikincil kökenli yaygın bir mangan mineralidir. Çok sığ derinlikteki denizel kökenli sedimanlar içerisinde veya deniz tabanındaki kuvars damarlarında nodüler şekilli oluşabilir.

 

EN UYGUN FİYATLARLA DMRSÜREN KİMYA DA..

DMRSÜREN Kimya Ltd Şti

0216 4421200-0216 4426626

0552 3307100-0552 3308100

www.kimyadeposu.com

Türkiyenin Kimya Deposu // Kimyadeposu.com

Top